Sis Şiiri Yorum

Sis
Servet-i Fünun nesli, hayat karşısında genellikle bedbin bir nesildir. Eserlerinde derin bir melankoli vardır. Realiteden nefret eden Servet-i Fünuncular , ruhlarını tabiat, aşk ve hayal ile avutmaya çalışırlar. Mizacı dolayısıyla Fikret , bu kötümserliği hepsinden daha kuvvetli duyar ve ifade eder. Hüseyin Cahid'in bir yazısı üzerine mecmua kapanıp zümre dağılınca, arkadaşlarına çeşitli sebeplerle küskün olan Rüba-ı Şikeste şairi, Aşiyan'ında derin bir yalnızlık ve ümitsizliğe gömülür. Sis'i bu esnada ve bu ruh hali içinde yazar. Gizli olarak, bir ihtilal şiiri gibi elden ele dolaşan manzume, ancak hürriyet ilan edildikten sonra yayınlanır.
Sis'i yazıncaya kadar bedbinlik ve ümitsizliğini umumi hayat temi ve bazı sembollerle ifade eden Fikret, Sis ile, bütün ızdıraplarının kaynağı saydığı "İstanbul" a döner. Daha sonra kaleme aldığı Tarih-i Kadim şiirinde aynı karanlık görüş, bütün insanlık tarihine yayılır. Fikret, Meşrutiyet'ten sonra umumi coşkunluğun tesiri ile ümit verici bazı prensiplere ulaşır. Haluk'un Defteri ile Şermin'de bulduğu yeni inançları anlatır.
Sis şiirinde Fikret'in kötümserliği, İstanbul'un maddi manevi bütün varlığına karşı duyulmuş kuvvetli bir nefret halinde kendini gösteriyor. Türk edebiyatında İstanbul, ilk defa Sis ile menfur ve mel'un bir şehir olarak ele alınmıştır. Fikret'ten önce İstanbul'dan bahseden Türk şair ve yazarları, onu hiçbir zaman böyle toptan bir nefret konusu yapmamışlardır. Eski Türk edebiyatında Nedim ve Nabi İstanbul'u yüksek bir medeniyet ülkesi olarak tavsif ettiler. Onların bu davranış tarzı, hayata siyasi bir gözle bakmamış olmaları ile açıklanabilir. Fakat eserleri siyasi ve sosyal tenkitlerle dolu olan Tanzimat yazarlarında da nefret duygusu, bütün bir şehre, bir maziye ve bir medeniyete yayılmaz.
Fikret'in bu "mel'un şehir" görüşünü, batılı yazarlardan,bilhassa Abdülhamid devrini,İstanbul
un dekoru ile beraber korkunç bir şekilde tasvir eden muharrirlerden almış olması çok muhtemeldir. Galatasaray ve Kolej muhitinde yabancılarla yakın temasta bulunan Fikret'in onların umumiyetle Şarka , Osmanlı İmparatorluğu'na ve İstanbul'a bakış tarzlarını benimsemiş olması da mümkündür.
Fikret'in İstanbul'a bakış tarzı, kendisinden sonra,Meşrutiyet ve ilk Cumhuriyet devirlerinde Türk edebiyatına çok tesir etmiştir. İstaiklal mücadelesi esnasında ve bilhassa Ankara'da yeni bir hükümet kurulduktan sonra, İstanbul, ahlak sukutunun, çöken bir devir ve medeniyetin timsali haline geldi. Yakup Kadri, Sodom ve Gomore adlı romanında, İstanbul'u bu şekilde gösterir. Yahya Kemal'in Osamnlı tarihine ve İstanbul'a dair yazmış olduğu güzel şiirler,aradan geçen hadiselerle dolu zamanın da tesiriyle, Sis ile ortalığa dağılan karanlık görüşü dağıtmıştır.
Sis şiirinin kuvveti, sadece Fikret'in nefret duygusunun şiddetinden değil, aynı zamanda sanatının hususiyetinden ileri gelir. Bütün Servet-i Fünun edebiyatı gibi Fikret'in şiiri de resmin tesiri altındadır. Parnasyenleri ve Goncourt Kardeşler'i örnek tutan bu nesil,bir manzarayı, bütün teferruatına kadar tasfir etmekten ve ona bir ruh hali vermekten hoşlanıyor. Bu teknik, bu konuları daha çok genişletir, derinleştirir ve şiirin tasfir gücünü arttırır. Cenap Şehabbetin'in Elhan-ı Şita da karın yağışına bu metodu nasıl tatbik ettiğini gördük! Cenab'ın tekniğine musiki fikri hakim olduğu halde,Fikret'inkine daha ziyade resim fikri galebe çalar.
Sis, Servet-i Fünun edebiyatının başlıca ifade mekanizmasını teşkil eden şu esasa dayanıyor: Dış dünya ile ruh hallerini birleştirmek;başka bir deyimle maddiyi manevi,maneviyi maddi kılmak. Fikret, Sis'te,İstanbul'un maddi unsurlarını şehrin ruhunun dış görünüşü olarak tefsir ediyor. Buna paralel olarak bu ruhun bazı hususiyetlerini maddi ve müşahhas bir şekle sokuyor. Şiirin umumi kuruluşu da pittoresk(resme has) bir karakter taşır. Burda geliştirilen unsurlar, Namık Kemal veya Abdülhak Hamid'de olduğu gibi, mücerret bir düşüncenin gelişmesi veya kafiye tesadüflerinin eseri değil, resme göre ayarlanmış bir düzene bağlıdır.
Başta, sis ve arkasından hayal-meyal seçilen şehir tasvir olunmuştur. Daha sonra şehrin şairde bıraktığı umumi intiba, maddi güzellik ile ahlak çöküşünü birleştiren "güzel fahişe" imajı ile anlatılıyor.Bunu,kuleleri,sarayları,kubbeleri,mina releri,medreseleri,mahkemeleri,servileri,mezarları ,sokakları,meydanları,damları,evleri ile şehrin mimarisinin tasvir ve tefsiri takip ediyor. Nihayet, onun bozulmuş ruhundan ve insanlardan bahsediliyor. Bu geniş, kasvetli, karanlık, köhne, kokuşmuş manzaranın üzerinde sis , tekrar edilen "örtün..." beyti ile nefret ve lanet dolu bulutlar gibi dolaşır. Gözleriniz, önümüze serilen bu korkunç tabloyu dehşetle seyrederken, kulaklarımız,şairin bıkmadan tekrarladığı korku, nefret ve merhamet dolu "ey" nidaları ile doluyor. Fantastik bir manzaraya, ağır ve boğucu bir musiki refakat ediyor.
Sis şiiri, bir tek hakim duygunun tesiri altında kaynaşan ve aynı duyguya iştirak eden bir sürü teferruattan mürekkeptir. Bu teferruat, ayrı ayrı işlenmiştir. Fakat onları incelersek, muayyen unsurların çeşitli şekillerde tavsifini buluruz.
ruz. Fikret' in şiirinin iç yapısını anlamak için, teferruatı nasıl işlediğini daha yakından görelim:

1. Şiirin başında sisin anlatıldığını söylemiştik. Fikret burada sisin maddî görünüşü ile manevî tesirlerini tasvir ediyor. Sisin maddî görünüşü "dûd-ı muannid", "zulmet-i beyzâ","bir tozlu ve heybetli kesâfet benzetmeleri ile anlatılıyor.

Psikolojik tesiri, bakılmaktan korkulan bir uçurum gibi gösteriliyor. Şehir "bir sahn-ı mezâlim"e, sis "derin bir sütre-i muzlim"e benzetiliyor. Aynı unsurun çeşitli imajlarla tasviri Fikret' in şiirinin başlıca hususiyetini teşkil eder. Yalnız bu imajlar, hâkim duygunun emrindedirler; onu ifade ederler.

2. İkinci kısımda tem şehrin bıraktığı umumî intibadır. Şehir "sahne-i garrâ","sahne-i zî-şâşaa-i hâile-pîra","şâşaanın, kevkebenin mehdi, mezarı" gibi küçük benzetmelerle tavsif olunduktan sonra , on üç mısra devam eden "güzel fâhişe" imaji ile tasvir ediliyor. Servet-i Fünuncular "sanat sanat içindir" prensibi müdafaa ediyorlar, estetik meselelerden nazarî olarak bahsederken güzellik ile ahlâkı birbirinden ayırıyorlar, birincisini ikincisinden üstün tutuyorlardı. Fikret' te de kuvvettli bir estetizm vardır. Fakat onda üstün gelen taraf, daha ziyade ahlâk duygusudur. Sis'de bu davranış tarzı pek bellidir. İstanbul' un güzelliğini itiraf eden Fikret, ahlâk çöküşü dolayısıyla ondan nefret ediyor. Fikret' in bu "kirli fâhişe" imaji üzerinde bu kadar fazla ısrar etmesinin sebebi budur.

Hâricden, uzaktan açılan gözlere süzgün
Çeşmân-ı kebûdunla ne mûnis görünürsün
Mûnis, fakat en kirli kadınlar gibi mûnis

mısralarında, şâir, güzellik ile ahlâk arasındaki tezadı kuvvetle belirtiyor. Fikret' in bütün hayatında bir "kire bulaşma korkusu" vardır. Maddî veya manevî kirlilik onda daima derin bir tiksinti uyandırmıştır. Bu kısımda "levs" kelimesini, şehrin yüzüne tükürür gibi tekrarlaması, onun bu tarafını kuvvetle belirtir:

Hep levs-i riyâ dalgalanır zerrelerinde
Hep levs-i riyâ, levs-i hased, levs-i teneffü'

Bu kısımda da aynı temin çeşitli imajlar ve tabirlerle tekrarı Fikret' in uslûbunun başlıca hususiyetini teşkil ediyor.

3. Üçüncü kısımda, her mısrada şehrin mimarîsini vücuda getiren unsurlardan biri ele alınıyor. Fakat bütün bu unsurların tefsiri, tek bir görüşün ayrı ifadeleri gibi ele alınabilir. Fikret' in İstanbul' un mimarîsini tefsir tarzı, hâkim duygusuna bağlıdır. Başka şairler, aynı mimarî unsurlarını ayrı bir açıdan görmüş ve değerlendirmişlerdir. Meselâ Nedim, bir kasrı anlatırken ı,onu bir ilkbahar gibi takdim eder:

Ey âlem-i misâlin seyyâh-ı hûşyarı
Hiç kasr suretinde gördün mü nevbahârı

Mehmed Âkif, İstanbul camilerini derin vecdle seyreder. Yenicami için:

Sanki ummân-ı bekanın ezelî bir mevci
Yükselirken göğe donmuş da kesilmiş inci

der. Yahya Kemal' in şiirlerinde İstanbul mimarîsi, dinî ve bediî bir gözle tasvir olunmuştur. Fikret' in tasvir tarzı korkunçtur. Ona göre kuleler "kanlı", saraylar "kal'alı, zindanlı",sütunlar "bir dîv-i mukayyed", surlar "dişleri düşmüş sırıtan kafiledir" dir. Bu arada kubbelerden "şanlı mebânî-i münâcât", minârelerden "doğruluğun mahmil-i ezkâr"ı diye bahsederse de, bunlar umumî manzaranın karanlığı içinde kaybolur ve küçülürler. Şehrin harap ve zavallı manzarası şâire daha çok tesir eder. "Sakfı çökük" medreseler, mahkemecikler, "servilerin karanlık gölgelerine sığınmış" "geçmişlere rahmet" diyen mezar taşları, çamurlu ve tozlu eski sokaklar, uykulu, her deliği bir vak'a saklayan, şerir yatağı virâneler, kapkara damlarıyle mâtemi temsil eden eski ve ölü evler, her biri bir leyleğe, bir çaylaya vatan olmuş, yıllarca zaman beri tütmek bilmeyen, meraretle somurtmuş ocaklar... Bütün bu manzara, çökmüş ve ölmüş bir cemiyeti temsil eder. Fikret' in bu tasviri yaparken ne kadar kendi psikolojik temine, kötümserliğine bağlı olduğunu anlamak için Yahya Kemal' in "fakir Üsküdar'ı anlatan Hayal Şehir şiiri hatırlanmalıdır. Tarihe ve dine karşı büyük bir sevgi duymayan Fikret, İstanbul' un başka taraflarını görememiştir.

4. Bu şehri böyle sukut ettiren âmiller nelerdir? Sis'in son kısmında şâir, bu suale cevap veriyor. Bu şihri dolduran insanların ruhu çürümüş, ahlâkı bozulmuştur. Bu şehirde açlık korkusu ile her alçaklığı yutan insanlar yaşar. Onları böyle yaşamaya sevkeden âmil, "her şeyi gökten dilenen tevekkül"dür. Bu insanlar tabiatın kendilerine "en âmâde ve mün'im bir fırsat" vermiş olduğunun farkında değildirler. "Din-tabiat","Tanrı-insan" tezadını ihtiva eden bu görüşü Fikret, Meşrutiyet'ten sonra, daha fazla geliştirdi. Allah'a inanan ve güvenen insan fikrine karşı, kendine ve tabiata inanan ve insan fikrini ortaya koydu. Onu göre istikbali yaratacak olan Halûk böyle bir tip olacaktı.

Fikret'in son kısımda ele aldığı bir fikir de istibdat; "havf-ı müsellâh" (silahlanmış korku) ve onun tesirleridir. Abdülhamid, korktuğu için milleti sindirmiş anayasayı ortadan kaldırmıştır. Yüksek tabaka onun etrafında korku yüzünden iki kat olmuştur. Ordu ve memur sınıfı (seyf-ü kalen) siyasi mahkum derecesine düşmüştür. Memleket meselelerine karşı kayıtsız olan gençlik kadın peşindedir. Baştan sona kadar nefret hissi ile dolu olan Sis, hicranlı annelerle,kimsesiz ve avare çocuklara karşı merhamet hissi ile sona erer. Merhamet temini Fikret daha önce yazmış olduğu bir çok şiirinde ifade etmişti.
Sis şiirinde Fikret, Meşrutiyet'ten önceki sanatının en yüksek noktasına erişir. Hayattan nefret duygusu,teferruatına kadar işlenmiş bir tasfir ve musiki Rübab-ı Şikeste'nin başlıca hususiyetlerini teşkil ediyordu. Sis ile Fikret, esas temini ve sanat vasıtalarını sosyal plana aktarmıştır. Sis'in üslubu evvelce de işaret olunduğu gibi, Servet-i Fünuncuların "pitoreks ve müzikal üslup"ideallerine tamamiyle uygundur.Onların yabancı kelime ve terkiplere düşkünlüklerinin başlıca sebebi de budur. Varlıkları ayrı ayrı tasvif ve tasvir endişesi, onları sıfat ve isim tamlamalarına götürüyor. Farsça terkip mekanizması, küçük imajlara bir bütünlük veriyordu. Dil musikisi de onlara yabancı kelimeleri sevdirmiştir. Sis'in mısraları ayrı ayrı incelenirse, bunlarda bir sürü fonetik oyunları görülür. Mesela şu mısralarda " s " ünsüzlerine önem verilmiştir:
Perverde eden sine-i meshuf-ı sefâhet
Temsil eden âsûde ve fersûde mesâkin
Te'sis olunurken daha bir dest-i hıyânet
Şu mısralarda "a" ünlüsü ile "y" ünsüzü bir araya toplanılmıştır:
Virâneler,ey mekmen-i pür-hab-ı eşirrâ
Ey kapkara damlarla birer mâtem-i ber-pâ
şu mısrada "h" ünsüzü hakimdir:
Ey havf-ı müsellah ki hasâratına râci'
Bu örnekler daha çoğaltılabilir. Fikret de Canap gibi şiirlerini fonetik bakumdan işliyordu.Üç dilin lügatını ve gramer kaidesini içinde toplayan "Osmanlıca", bu ince ve karışık estetiğe çok elverişli idi.
Namık Kemal ve Ziya Paşa'da, mücerret fikirlerin mezin ve kafiyeye sokulmasından ibaret olan sosyal şiir,Fikret'te çok müşahhas ve sanatkarane bir şekil almıştır.Onda bahis konusu olan artık "prensipler" ve "hikmetler" değil, hayattan alınma "sahneler" ve "manzaralar"dır.Fikret düşünce ve duygularını canlı tablolar haline koydu ve onlara hitabete elverişli, heyecanlı bi sentaks ve musiki verdi.

Yorum Yaz