ROMAN VE HİKAYENİN GELİŞİMİ

ROMAN VE HİKAYENİN GELİŞİMİ

Leman ADIGÜZEL1

Sevilay BORAZAN2

 

 

 

 

 

 

Abstract:

Bir düzyazı türü olan roman insan ilişkilerini anlatımıdır diyebiliriz. İnsanın yaşadığı serüvenler, iç dünyasını gerçekliği; insan-insan, insan-mekan, insan-doğa ilişkileri yaşadığı ortamın özellikleri toplumsal olay ya da olgular ekseninde belli insanlık durumları öne çıkaran edebi türdür.

Hikaye ise romana göre daha kısa olmakla birlikte, ilgi çekici birtakım olayları anlatan edebi türdür.Hikayede olay kısa olduğu için kahramanlar daha az, yazılması daha zordur. Romanda zaman hikayeye göre daha uzundur bu yüzden daha detaylı bir anlatım vardır.

Edebiyatımızda hikaye ve romanın gelişmesi birbirine paralellik gösterir. Tanzimat Edebiyatı ile bu türler edebiyatımızda görülmeye başlamıştır. Zaten bu türleri kesin çizgilerle birbirinden ayırmak doğru değildir.

Roman ve hikaye edebi türler arasında insanı çok etkileyen bir türdür. Konularına göre roman ve hikayeler çeşitlilik göstermektedir.

1. ROMAN

Romanın burjuva toplumunun bir ürünü olduğu, 18. ve 19. yüzyılda gerçek kimliğine kavuştuğu söylense de; burjuva öncesi dönemde, özellikle Ortaçağ ve Rönesans edebiyatında kimi roman örneklerine rastlamaktayız.

Romanın ortaya çıkışında söylenceler, destanlar, kahramanlık öyküleri ve masalları ilk kaynak olarak alabiliriz. Roman sanatının günlük yaşama dönük soyutlayıcı bakışı öncesinde ise söylenceler, mitolojik öyküler, şövalye ve kahramanlık öyküleri, anılardır.

Romana ilk elden kaynaklık eden Pikaresk roman anlayışıyla ''yeni bir insan tipi'' ortaya çıkarılır. Romandaki ana figür olan ''tip'' dünyaya ve toplumsal yaşama ''aşağıdan yukarıya doğru yönelmiş'' bir bakışla bakar, bu eksende gezgin bir ruhla yaşar. Sürekli bir dönüsüm içindedir.

İlk başarılı roman örneği 17. yüzyılda Miguel de Cervantes(1547-1616) Don Quijote(1605-1615) adlı yapıtıyla verir. 18.yüzyılda, Cervantes'in açtığı gerçekçi yolda, roman sanatının gelişmesinin ilk öncüleri İngiliz romancılar Samuel Richardson (1689-1761) ve Henry Fielding'in(1707-1754) ürünlerine rastlarız.

Gerçeğe, tarihe bağlılıkları romanı olaylar dizisi anlatan, kahramanı bu bakımdan anlamlar yükleyen bir tür olarak, diğer türlerden ayrıcalıklı bir yere getirir. 18.yüzyıla gelindiğinde romanın etkinlik alanı genişlerken; yaşanmışlık duygusunun ağır bastığı olaylarının ''hikaye'' edilmesiyle de yeni bir dönem başlar.

Her bölüm birden fazla kısımdan oluşabilir. Bu template için bir örnek verilmektedir. Yeni bir kısım başlandığında bir önceki kısım biter. Aynı özellik Bölüm ve alt kısımlar için de geçerlidir.

1.0.1 ROMAN NEDİR?

Roman,olmuş veya olması muhtemel olayların anlatıldığı uzun yazılardır.İlk örneklerini 15.yüzyılda Fransız yazar Rabelais vermiştir.Ancak asıl niteliklerini Romantizm ve Realizm akımları döneminde kazanmıştır.Roman belli bir olay etrafında gelişir ve olaylar ayrıntılarıyla anlatılır.Çoğu zaman kadrosu geniştir.

Kişiler ayrıntılı olarak tanıtılır.Çevrenin tanıtımına özen gösterilir.Temsil ettiği akıma göre romantik roman, natüralist roman,realist roman;konusuna göre aşk romanı,toplumsal roman, polisiye roman,macera romanı gibi isimler alır.

Türk Edebiyatında Tanzimat'tan sonra görülür.İlk örneği Şemseddin Sami'nin Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat adlı romanıdır.Batı romanı ölçüsünde en başarılı romanı Halit Ziya Uşaklıgil yazmıştır.Namık Kemal, Mehmet Rauf, Reşat Nuri,Yakup Kadri,Peyami Safa diğer ünlü romancılarımazdandır.

1.0.2 ROMANCI KİMDİR?

Romancı edebiyat ortamıyla beslenen;varoluşunu bu ortamın ve yaşamın gelişme koşullarına göre biçimleyen sanat insanıdır.Yaşam gerçekliğiyle yazı gerçekliğini buluşturmada romanın ne olduğu sorusunu sorarak,sorgulamasını yaparak yola çıkandır da bir bakıma. Kendi roman dünyasını kurmak için bu tür bir hesaplaşmayı yapabilendir, bunu göze alabilen edebiyat insanıdır demeliyiz.

Kuşkusuz bu da romancıyı romanın tarihini bilmeye, okumaya, bunu sorgulamaya itecektir. Bilme ve sorgulama süreci onun için bir nevi ``roman okulu '' dur. Bu süreç sonrasında da neyi, nasıl yazacağı sorusunu kendisine sorarak yola çıkar. Edindiği birikim, deneyimler önemlidir.

Dönemin tarihsel, toplumsal gerçekliğiyle bireyin serüveni boyutlarıyla onun gözlemevidir. Romancı, kurduğu roman dünyasıyla okura yeni bir evren sunandır. Özgün, yeni; anlamı, boyutu, derinliği olan bir yapıtı ortaya koyandır.

Düşündürttüğü kadar yol aldırandır da. Roman yazarının eylemselliği de işte burada yatar. Onun roman/romancı kavrayışı okur katında karşılığını bulduğunda katılım, hatta yeniden yazılım süreci başlar. Bu açıdan roman yazarı, bir maestro olmasada ilgilidir.

Adalet Ağaoğlu'nun deyimiyle: ``insanı, onun sınıfsal, toplumsal konumunu, içindeki ilişkilerini, bu ilişkilerin karmaşıklığı ve çelişkilerini kavramak, kavradığını yeni bir yorumla yeniden üretmek; dışarıdan hemen görünmeyen insan gerçekliklerini ışıklandırmak zorunda'' olan edebiyat insanıdır.

Romanda bakış açısının kurulması, anlatım biçiminin belirlenmesi, romanın yapısını oluştururken kahraman, çevre, olay ekseninde gelişen bireysel ve toplumsal durumların romanın bu yapısı içinde yer alış biçimi...gibi roman sanatına dair sorunlar romancının baslıca sorunlarıdır.

20. yüzyıla gelindiğinde roman sanatı bireyin zaferi olarak algılanır. İnsanlığın tarihinin dönüm noktasında var olan bir sanat olarak yerini almıştır. Feodalizmin yıkılıp burjuvazinin ortaya çıkışı bir bakıma romanın da tarihini yazıyordur. Romanın gelişme çizgisi bu eksende yerini bulur. 19. yüzyıl romanı bunun kanıtıdır.

Yeni yüzyıl ise roman sanatı adına arayışlar, buluşlar, yenilikler getirir. Yeni anlatım yolları, teknikler denenir. Roman, edebiyat ortamlarında kabul gören bir tür olur. Romancı da romandaki bu değişikliklerden etkilenmiş ve romanlarında işlemiştir.

2. ROMANIN İÇERİĞİ 2.1 ROMANIN ASLI HUSUSİYETİ

En olanaklı edebiyat türü olan roman, insanlar ve hayatlarındaki olaylar hakkında uzun kurgusal bir hikayedir. Romanın dört asli hususiyeti vardır: Tema, Entrika, Karekterizasyon ve Stil. Bunlar hususiyetlerdir; ayrılabilir parçalar değil.

İnceleme maksadıyla, kavramsal olarak tecrid edilebilirler; ama, daima hatılanmalıdır ki bu hususiyetler, birbiriyle ilişkindir ve bir roman olanların bütünüdür. (İyi bir romansa, bölünmez bir bütündür.) Bu dört hususiyet, bir istisna ile, her tür edebiyat formunda -yani kurguda- mevcuttur:roman, oyun, senaryo, libretto, kısa hikaye.

Şiir; tek istisnadır. Bir şiir, bir hikaye anlatmak -yani, entrika ve karekterizasyona sahip olmak- zorunda değildir; şiirin temel hususiyetleri, tema ve stildir.

Tema, bir romanın soyut anlamının hulasasıdır. Mesela Victor Hugo'nun Sefiller'indeki tema, ``Toplumun, alt sınıflardaki insanlara karşı adaletsizliği'' dir; Margaret Mitchell'in Rüzgar Gibi Geçti'sinde tema, ``Amerikan İç Savaşı'nın Güney toplumu üzerindeki etkisi'' dir.

Amaç, biçimi belirler. Tema, bir romanın amacını tamamlar. Yani; tema, romanın biçimini, yazarın yapacağı sayısız seçimde standartın ne olacağını belirler ve romanın bütünleştiricisi olarak hizmet görür.

Bir roman, realitenin yeniden-yaratılması olduğundan; romanın teması, dramatize edilmelidir; yani, eylemler halinde sunulmalıdır. İnsan bilincinin bütün içeriği -düşünceler, bilgiler, fikirler, değerler- sadece bir tek nihai ifade biçimiyle ortaya çıkar.Insan eylemleri halinde ve sadece bir tek nihai amaca sahiptir: insan eylemlerini yönlendirmek.

Bir romanın teması, insan mevcudiyeti üzerinde bir fikirden ibaret olduğundan; bu fikir(tema), bu fikrin insan üzerindeki etkisi veya insan eylemleri içinde ortaya çıkışı olarak-yani bir entrika olarak- sunulmak durumundadır.

Entrika, temanın dramatize edilmesinin aracıdır. Bir hikayeyi eylemler halinde sunmak; onu, olaylar halinde sunmak demektir. İçinde hiçbir olayın olmadığı bir hikaye,hikaye değildir.

Olayları rastgele ve tesadüfi olan bir hikaye; beceriksizce bir araya konmuş bir olaylar yığınıdır veya en iyi ihtimal ile bir günce bir hatıra defteri bir gazetesel kayıt olarak nitelendirilebilir. Ama böyle bir yazı edebi bir eser veya roman değildir.

Bir entrika, bir düğümün çözümüne doğru gelişen, amaçlı olarak mantıken bağlantılılandırılmış olaylardan oluşan bir dizidir. Bu tanımdaki `` Amaçlı'' kelimesinin iki uygulaması vardır:hem yazara, hem de o romandaki karakterlere uygulanır.

Yazar olaylardan oluşan öyle bir mantıki yapı oluşturmalı, öyle bir olaylar dizisi ortaya koymalı ki her önemli olay hikayede daha önce verilen olaylarla bağlantılı olsun, onlarca belirlensin, onlardan çıkarak gelişsin.

Bu dizi öyle olmalıdır ki hiç bir olay ilgisiz, keyfi, arızı olmasın; olayların mantığı kaçınılmaz olarak nihayi bir sonuca bağlansın. Böyle bir dizinin kurulması için romandaki karakterler amaçlı davrandırılmalıdır. Ya kendilerince açıkça bilinen bazı amaçlar peşinde sunulmalı ya da eylemlerini yönlendiren ve romandaki başka somut olaylar içinde ifade bazı motivasyonlara davrandıkları dramatize edilmelidir.

İyi romanın temel prensibi şöyle ifade edilebilir; Bir romanın teması ve entrikası bütünleştirilmiş olmalıdır. Bu bütünleştirme rasyonel bir insanın zihin ve bedeninin, düşünce ve eyleminin bütünleştirildiği ölçüde tam olmalıdır.

2.2 ROMAN TÜRLERİ

Romanlar konu, üslup, yazıldığı dönem bakımından çeşitli türlere ayrılabilir.Üslup bakımından ``romantik roman'', ``gerçekçi roman'', ``doğalcı roman'', ``estetik roman'', ``izlenimci roman'', ``dışavurumcu roman'', ``yeni roman'' türleri sayılabilir.

2.2.0.0.0.1 ROMANTİK ROMAN:

Kişilerin duygularını, arzularını, düşüncelerini yalnızca kendilerine ait, içten gelen doğal ve gerçek olgular gibi görür. Örneğin Sir Walter Scott'un tarihsel romanları, Jean Jack Rausseau eserleri ve Goethe'nin Genç Verther'in Acıları romanı gibi.

2.2.0.0.0.2 GERÇEKÇİ ROMAN:

Romantik romanda ayrı olarak kuru ve kuşkucu bir anlatım ve düşünce yapısı taşır.Balzac ve Stendhal'in romanları bu üsluptadır.

DOĞALCI ROMAN:

Üslup bakımından gerç.ekçi romana benzer. Olanın olduğu gibi yazılmasını öngörür.Emile Zola ve Maupassant romanları doğalcı eserlerdir.

2.2.0.0.0.3 ESTETİK ROMAN:

Belli biçim ve anlatım kaygıları ile yazılmış romanlardır. Gustave Flaubert estetik romanın en önemli yazarıdır.

2.2.0.0.0.4 İZLENİMCİ ROMAN:

Diğer üsluplardan ayrı olarak eşyanın ve dış olayların kendi nesnel gerçeklikleriyle insanların bunları algılama biçimleri arasındaki farkları ortaya çıkarmaya yönelir. Yani dış gerçeklerden çok, duyu ve duygulara, iç yaşantının betimlenmesine öncelik verir. Ford Madoks Ford'un romanları izlenimciliğin en sistemli ürünleridir.

2.2.0.0.0.5 DIŞAVURUMCU ROMAN:

20.yüzyılda ortaya çıkmıştır. Dışavurumculuk toplumsal kimliklerin reddedilmesi ve insan yaşamını belirleyen toplum karşıtı ya da uygarlık karşıtı güçlerin öne çıkmasıyla belirlenir.

Dışavurumculuk, şiddetli, fırtınalı ve tanımsız duyguları vurgulamasıyla, abartma, karikatürleştirme, çarpıtma ve soyutlama tekniklerinden yararlanmasıyla bir tür ``yeni romantizm'' olarak da değerlendirilir. Dostoyevski, Kafka, Becket'in romanları bu üslubun örneklerindendir.

2.2.0.0.0.6 YENİ ROMAN:

Aslında dışavurumculuğun izlerini taşır. Özellikle 1930 yıllar sonrasında bundan önceki akımlardan hiçbirine benzemeyen, yazma deneyimi hatta romanın olanaksızlığını romanın asıl konusu haline getiren eserlerdir. Yeni roman yazma eyleminin kendisini sorgulamaya yönelir.

Konusu açısından ise ``tarihsel roman'', ``pikaresk roman'', ``duygusal roman'', ``gotik roman'', ``ruh bilimsel roman'', ``töre romanı'', ``oluşum romanı'' olarak sıralanabilir.

2.2.0.0.0.7 TARİHSEL ROMAN:

Uzak bir geçmişte yaşanan olayları konu alır. Ama tarihten daha derinlerde yatan insanla ilgili daha evresel bir gerçeği araştırmak amacıyla da yazılmış olabilirler.

2.2.0.0.0.8 PİKARESK ROMAN:

Çoğunlukla ahlaksız, rezil bir kahramanın başıboş gezginlik yaşamında yaşadığı olayları gevşek ve rahat bir üslupla anlatır.

2.2.0.0.0.9 DUYGUSAL ROMAN:

İnsanın duygusal yaşamını yüksek ve özenli bir üslupla betimleyen romanlardır. Bazen bu türde yazarın kendi duygularıyla, okurun duygularını sömürmesi ön plana çıkar.

GOTİK ROMAN:

Karanlık, korkutucu, çılgınlıklarla dolu bir ortamda geçen kanlı, şeytani, büyülü olayları konu alır.

2.2.0.0.0.10 RUHBİLİMSEL ROMAN:

Kişilerin ruhsal durumlarını ayrıntılarıyla çözümlemeye çalışan romanlardır. Daha serikanlı ve denetimli oluşuyla duygusal romandan ayrılır.

2.2.0.0.0.11 TÖRE ROMANI:

İnsanların en dolaysız biçimde toplumsal olan davranışlarını, adetlerini, geleneklerini ön plana çıkarır. Moda, yaygın konuşma ve ifade biçimleri, toplu olarak yapılan her şey bu tür romanların konusunu oluşturur. Toplumun derin yapısından çok, yüzeysel görüntüleriyle ilgilenir.

Genel olarak bu romanlarda stil konusu çok önemlidir. Stil konusu, kısa bir tartışmada kapsanamayacak ölçüde komplekstir. Bu yüzden sadece birkaç asli hususun belirtilmesiyle yetinilecektir. Edebi bir stilin bu romanlarda bulunması için iki temel öğesi vardır. Bunlar içerik seçimi ve kelime seçimidir.

Bir pasajda güzel bir kadını tasvir eden bir yazarın yapmış olduğu stilistik içerik seçimi o yazarın, kadının bedenini mi yoksa yüzünü mü yoksa yürüyüş tarzını mı yoksa yüz ifadesini mi vs. anlatacağını belirler;tasvirde içereceği detayların asli ve anlamlı detaylar mı yoksa alakasız detaylar mı olacağını belirler.

Kelimelerin bunların olgular halinde mi yoksa değerlendirmeler halinde mi sunulacağını belirlerler. Yazarın yapmış olduğu kelimr seçimi ise iletmeyi seçtiği özel içerikle elde etmek istediği duygusal gözlemleri veya çağrışımları değer eğilimlerini iletir.

Yazarın yapacağı en kötü hatalardan biri; bir karekterin tabiatının ne olduğu hakkında anlatıcı pasajlarla iddialarda bulunmak fakat bu iddiaları desteklemek üzere o karakterin eylemleri halinde ortaya konması gereken hiçbir delil vermemesidir.

3. ROMANIN SORUNLARI 3.1 TEKNİK SORUNLARI

Roman sanatı, bugün geldiği noktada kendi kuramını /teorisini oluşturabilmiş ender edebiyat türlerindendir.Bu da, romanın toplumun dinamiğini yakalayan bir tür olma özelliğini gösterir bizde. Bu gelişme çizgisinde, 20. yüzyılda roman türlerinin zenginliğinden söz edebiliriz.

Macera romanı, gezi romanı, aşk romanları, evlilik romanları, aile romanları, gelişim romanları, eğitim romanları, sanatçı romanları, devlet romanları, tarihi romanlar, köy romanları, büyükşehir romanları, kasaba romanları, ütopya romanları, anahtar romanlar, kadın hakları romanları, çağ romanları, polisiye romanları, gerilim romanları,bilim kurgu romanları, yığın romanı,belgesel roman,coşumcu roman, gerçekçi roman, yaşamöyküsel roman... Bu da, ister istemez roman sanatının teknik sorunlarını hep gündemleştirmiştir.

Romanın bilinen öğelerinin kavramlarının bu zenginlik içinde farklı anlamsal ve biçimsel yapılara büründüğünü gözleriz. Değişmeyen konumdaki yazarın, romancının işlevi de sorgulanmıştır. ''Roman öldü,krizde'' gibisinden sözlerin açtığı tartışma boyutun da romanın biçim arayışlarından kaynaklandığını söyleyebiliriz.

Bir romanın bir tek yazar dışında da yazılabilirliği, bir uç nokta olarak görülse de gerçekliği güncelliğini korumuştur. Roman sanatının asıl sorunlarından bahsedebiliriz.

Dil, anlatım yöntemleri, tematik yapının kuruluşu, konular; romancının donanımı,kimliği ile roman kuramı ekseninde hep yeni tartışmalar gündemde tutulmuştur. Dünya romanında ``büyülü gerçeklik'', ``doğu egzotizmi'' gibi kavramlarla yerleştirmeye çalışan bakışın roman sanatının giderek dünyanın ortak mirası/dili olma özelliğini güçlendirecek niteliktedir.

Bu anlamda Dünya romanının gelişme seyri, ibresi roman sanatının yeni anlatım olanaklarına her an yöneldiğini göstermektedir. Türsel zenginlik de bunun bir göstergesidir.

3.2 ROMAN ÜZERİNDE GÖRÜŞLER
  • Roman, kendi mantığın ve kendi yöntemiyle yaşamın çeşitli yanlarını keşfetmiştir. (Milan Kundera)
  • Roman yaşamdan daha gerçektir, çünkü romanda yaşam karşımıza içindeki anlamın kaybolup gitmesine yol açan ayrıntılardan ve fazlalıklardan arınmış olarak çıkmaktadır. (Henry James)
  • Roman, bir yaşamdır. Roman, bir atmosferdir. Roman, yeni, yepyeni bir dünya kurmaktır. Bu düş dünyasıyla birlikte bir gerçeklik dünyası kurmaktır, yaratmaktır roman. (Yaşar Kemal)
  • Romanın hiçbir genel kuralı yok, belli bir tekniği yok, türlü biçimlerinin amaçlarında da birlik yoktur ve de denilebilir ki kaynağı ve doğası bunların olmasına engeldir. (Abdülhak Şinasi Hisar)
  • Roman yazmak için, önce görmek gerekir: Hayatı, insanları ve tabiatı inceleyerek görmek... (Mahmut Yesari)
4. TÜRK EDEBİYATINDA ROMAN

Türk Edebiyatında üç yeni tür vardır.Roman, Gazete ve Tiyatrodur. Bunlardan en önemlisi romandır. Tanzimat öncesinde romanın yerini tutan eser yoktu. Mesneviler ve halk hikayeleri vardı. Fakat bunlar modern romandan farklı özellikler gösterir.

O zamanlar romanlar aydın tabakanın ve halkın okuduğu eserler olarak ayrılıyordu.

4.0.0.0.0.1 Aydın tabakanın okuduğu eserler:

Arap ve Fars edebiyatından konusu alınan eserlerdir. Leyla ile Mecnun, Yusuf ve Züleyha gibi4.1..

Modern roman örneklerinde kahramanların kendilerine göre bir psikolojisi vardır. Yani psikolojik derinlik vardır. Fakat bu eserlerde Leyla ayrı Mecnun ayrı bir tavırdadır. Bu nedenle modern edebiyattan farklıdır.

Eserlerde genellikle romantik aşk maddi aşka ve bu da ilerleyen bölümlerde ilahi aşka dönüşür. Olayın kuruluşunda zaman ve mekan kavramı yoktur. Halbuki modern romanda zaman ve mekan kavramı çok önemlidir. Mesela batılı bir sanatçı ``Roman, bir zaman kavramıdır. `` der. Mekan yine çoğu zaman özelliğinden uzaklaştığı için belirsizdir. Normal olaylar olağanüstü olaylarla beslenmiştir.Bu bakımdan gerçek hayattaki romanlardan oldukça farklıdır.

Normal romanlardaki kahramanların psikolojileri sürekli değişir. Tasvirler subjektifdir. Dil çok ağırdır. Manzumlara geniş şekilde yer verilir. Vezin ve kafiye zarureti haliyle kahramanların psikolojik dünyalarını geliştirmesini de engelliyor.

4.0.0.0.0.2 Halkın okuduğu eserler:

Bunlar Türk toplumunun milli eserleridir. İçinde birkaç dışarıdan alma hikaye de olabilir. Halk hikayeleri de denir. Bu hikayeler aslında eski zamanlarda yaşanmış gerçek hikayelerdir. Ancak dilden dile dolaştığı için değişiklikler olmuştur. Dili sadedir. Bir bölümü yazılı, bir bölümü sözlüdür.

Bu hikayeler ikiye ayrılır. Bunlar aşk ve kahramanlık hikayeleridir. Kahramanlık hikayeleri de ikiye ayrılır. Milli kaynaktan (Köroğlu gibi), dini kaynaktan (Battalgazi gibi) gelen kahramanlık hikayeleri. Bunlara cenk hikayeleri (savaş anlatan hikayeler) de denir. Bunlara olağanüstü olaylar katılmış, zaman ve mekan belirsizdir. Fakat halk dilinde yayınlandığı için daha çok rağbet görür.

Bu eserler romanın, radyonun yaygın kullanıldığı dönemlerde de ilgiyle okunmuştur. Köy odalarında veya bir mahallede okuması olan biri okur diğerleri dinlerdi. Okuma yazma bilenlerin sayısı az olduğu için. Bazen bunlar sazlar ve sözler eşliğinde de okunur.

Aydın tabakanın veya halkın okuduğu hikayeleri kesin çizgilerle ayırmak yanlıştır. Halkın okuduklarını bazen aydın tabaka da okur.

Tanzimat dönemi roman ve hikayeleri gelişmesi Tanzimat edebiyatında bir değişimin ortaya konduğu dönemdir. Bu bakımdan birçok alanda olduğu gibi edebiyat alanında da değişmeler yaşanmıştır. Fakat alt yapı, düşünce yapısı daha buna hazır değildir.

Ahmet Hamdi Tanpınar bu duruma pusulasız ve dümensiz bir deniz yolculuğuna benzetir. Bunun sebebi batı edebiyatının tam anlamıyla kavrayan bilen edebiyatçılarının olmayışıdır. Çünkü roman batıda iki yüz yılda tamamlanmış bizde halk hikayeleri, mesneviler okunmuş fakat bunlar romandan tamamen farklıdır.

Bizim edebiyatçılarımız hazıra konmuşlar, hazır örnekleri geliştirerek, tekniğini öğrenerek eser vermişlerdir.Bu da ilk eserin acemice ortaya konmasına neden olmuştur.

Eserlerin bir bölümü dil öğrenme amacıyla bir bölümü de roman yazma hevesiyle ortaya konmuştur.Fakat tam anlamıyla batı romanının özelliklerini ortaya koyamamışlardır.

İlk roman yazanlar romanın tekniğinden çok olayı anlatmak istemişlerdir. Zaman, mekan, olay örgüsü, dili dikkate almamışlardır. Bu da haliyle başarılı örnekleri engellemiştir. Bir defa roman sanatçılarının ilk şartlarından biri hayatı gözlemesidir .

Biz de gözlem ancak batıda realistlerle gelmiştir. Bu metod olmayınca hayatı tanımayan bir sanatçının hayatı anlatması da oldukça zor olmuştur. İlk romanlarda bir yönüyle eski edebiyata bağlı bir yönüyle batı edebiyatını taklit etmişler ve melez bir edebiyat doğmuştur.

4.1 TERCÜME ROMANLAR

İlk roman çevirisi Telemak 1859 yılında Yusuf Kamil Paşa tarafından çevrilir.Dili çok ağırdır.Ama o yıllarda bir devlet adamı çevirdiği için uzun süre orta okullarda örnek nesir olarak okutuluyordu.

1860 dan sonra da birçok eser çevirisi yapılıyor. Bunların çoğu yabancı dil(Fransızca) öğrenmek için yapılıyor. O yüzden çeviriler çok acemicedir. İlk çeviri Sefiller.Daha sonrasında Roberson Crusse, Güllüverin Seyahatleri, Kan ve Virjin gibi eserler de çevrilmiştir.

4.2 İLK ROMAN ÖRNEKLERİ

Edebiyatımızda ilk roman örneklerini Tanzimat Edebiyatı ile görmekteyiz. Namık Kemal,Ziya Paşa,Ahmet Mithat Efendi, Nabızade Nazım, Recaizade Mahmut Ekrem gibi yazarlar ilk örnekleri vermişlerdir.

4.2.0.0.0.1 İNTİBAH;

İlk edebi romandır. Yazarı Namık Kemal'dir. Roman tekniğine daha yakın yazılmıştır. Eserin ön sözünde mükemmel bir eser yazmak istediğini belirtmiştir. Ancak Osmanlıca ile tasvir ve tahlil yapılamadığı için eser istediği güzellikte olmamıştır.

Bu eserde yine tecrübesiz bir delikanlının başına gelen felaketler anlatılır. Romantik akımın etkisi görülür ve sonu ölümle biter.

Namık Kemal'in bu eserde en önemli şikayeti dildir. Namık Kemal'e göre önce halkın dilini bulmak gerekir.Daha sonra da dili halletmek gerekir. Ancak bu birdenbire olabilecek bişey değildir. Roman dilini tam anlamıyla Namık Kemal de bulamaz.

TAAŞŞUK-U TALAT ve FITNAT;

İlk roman örneğidir. Yazarı Şemsettin Sami'dir. Roman tekniği açısından oldukça zayıftır. Olağanüstü olaylara yer vermiştir. Acemice bir anlatım tarzı vardır ve eski halk hikayelerinin yapısına tam uyar.

4.2.0.0.0.2 FELATUN BEY ve RAKIM EFENDİ;

Yazarı Ahmet Mithat Efendi'dir. Devrin yanlış batılılaşmasını eleştirir. Bu iki kahramandan Felatun Bey alafranga, Rakım Bey alaturka biridir. Bu iki kişinin karşılaştırması yapılır.

4.2.0.0.0.3 SERGÜZEŞT;

Yazarı Samipaşazade Sezai'dir. Bu eserde de daha önceden önemli olan kölelik, genç kızların hayatı gibi konular anlatılır. Genellikle çocuklar Kafkasya'dan küçük yaşta kaçırılır. Daha sonra eğitilir ve zengin kişilere satılır. Bu konular ve ümitsiz bir aşk hikayesi anlatılmıştır.

4.2.0.0.0.4 ARABA SEVDASI;

Yazarı Mahmut Ekrem'dir. Gelişmiş bir roman tekniği kullanılmıştır. Daha fazla körükörüne Batı'ya bağlanan bir delikanlının eleştirisi yapılır. Yanlış batılılaşma eleştirilir. Bu romanda da bir aşk hikayesi vardır. Delikanlının düştüğü gülünç durumlar anlatılır.

4.2.0.0.0.5 KARABİBİK;

İlk köy hayatını anlatan eserdir. Yazarı Nabizade Nazım'dır. Öncesinde 1885'te Bahtiyarlık adıyla Ahmet Mithat Efendi'nin bir hikayesi vardı. Bunda da köy hayatı anlatılıyor. Fakat Karabibik'te daha çok köy hayatını bilen bir anlatım vardır. Daha realist bir çizgiyle anlatılmıştır.

Türk Edebiyatı'nda Ahmet Mithat Efendi popüler bir romancıdır. Biraz daha halkın seviyesine inerek roman yazıyor. Bu yeni türün bizdeki ilk örnekleri Ahmet Mithat Efendi tarafından verilmiştir. Bunlardan ilki 1870 yılında yayınlanan Kıssadan Hisse'dir. İbretli hikayelerden oluşur. Aynı yıl Ahmet Mithat Efendi Letaif-i Rivayet serisini yayınlamıştır. Dil bakımından halkın dilini kullanır.

Diğer eser ise Emin Nihat Bey'in Müsameretname adlı eseridir. Yedi eserden oluşur. Biri çeviri diğerleri teyittir4.2. Bu da yine eski hikayeler ile Batı Edebiyatı romanı arasındaki geçişi hikaye eder.

Bir diğer eser Namık Kemal'in Cezmi adlı romanıdır. İlk tarihi romandır. 1880 yılında yayınlanmıştır.

Nabizade Nazım'ın Zehra adlı romanı da edebiyatımızın ilk roman örnekleri arasındadır.1890 yılında yayınlanmıştır.

Samipaşazade Sezai'nin 1892 yılında yayınladığı Küçük Şeyler adlı romanı da edebiyatımız ilk roman örnekleri arasındadır.

Mizancı Mehmet Murad'ın Turfanda mı yoksa Turfan mı? adlı eseri de vardır.

1870'ten itibaren Ahmet Mithat Efendi'nin Metalif-i Rivayet serisi yayınlanmıştır. Bu hikayelerde yine amaç halka okuma sevgisini aşılamaktır. Zaten o dönemdeki yazılan eserlerin çoğunda halka okuma sevgisi aşılamak esas amaçtır. Halkın eğitilmesi esas amaçtır.

5. HİKAYE(ÖYKÜ)

Hikayenin; kısa, kişilerin sayıca az ve hayatlarının yalnız bir tek safhasını anlatması en önemli özelliğidir. Biz bugün hikaye dediğimiz zaman, moral ve zevkin birbirine bağlanmış olmasını kastediyoruz.

İyi bir hikaye edebi bir şanstır. Bu bakımdan iyi hikayeler pek azdır. İyi hikayeciler de azdır, bütün hayatları müddetince bir avuç veya bir düzineden fazla iyi hikaye yazmış olan hikayeciler ölümsüz hikayecilerdir.

İyi bir hikaye, olanları düşünmeye değer tarafı ile hikayecinin karekterinde bulunan kişisel bir üslubun karışmasından meydana gelir. İyi bir hikaye, bütün edebi yönelişlerden ve dönemlerden daha kuvvetlidir, zamanın ve hikayecinin üslubundan da kuvvetlidir.

Eski edebiyatımızda hikaye diye geçer. İlk hikaye anlatımı, önce doğuda sonra batıda mizah yollu olaylarla başladı. Yazılı olarak ortaya çıkışı çok daha sonradır. Bunların yazarları belli değildir.

Hikaye türünün kaynağı eski Hint'e kadar gitmektedir. Halk masallarının bu türü hazırladığı, ``Binbir Gece Masalları'' nın hikayeye kaynaklık ettiği savunulmaktadır.

İtalyan yazarı Baccacio'nun On Günlük adını taşıyan yapıtı batı edebiyatında görülen ilk hikaye türüdür.

Fransızların Orta Çağ sonlarına doğru görülen Gülün Romanı, Tilkinin Romanı, Yedi Günlük adını taşıyan yapıtları olaya önem veren ilk hikayelerdir.

5.1 HİKAYE NEDİR?

Hikaye, hayatta olan veya olacak kanısı veren olayları bir ölçü ile anlatan, hayalde tasarlanan ilgi çekici bir takım olayları anlatarak okuyanda heyecan veya zevk uyandıran yazıdır. Hikayelerin kişileri azdır, bir tek olay anlatmak amacıyla yazılır. Derin çözümlemelere pek elverişli sayılmaz. Hikayeler, çoğunlukla birkaç sayfa uzunluktadır.

Hikayeler, hareketten hoşlanan insanın bu isteğini karşılar, insanlara karşı duyulan bu yakınlık duygusunu artırır. Bir an için de olsa, okuyucuyu hayal dünyasında dolaştırır. İnsanın zihin gelişmesini artırır.İnsanlara yüksek ideallerle birlikte geniş bir hayat anlayışı sağlar.

Hikaye, üzerinde gerektiği kadar durulmamış kompozisyon türlerinden biridir. Hikayedeki olay, başlangıçtan sonuca doğru giden bir olayın bir anlık parçasıdır.

Hikayeler çoğunlukla o bir anlık parça içerisindeki insanı incelemeyi gaye edinirler. Bununla beraber herhangi bir hayvan, bir şey de hikaye konusu olabilir. Bunun için kısa hikayeler yoğun, dolgun bir nitelik taşımalıdır.

5.2 HİKAYECİ KİMDİR?

Hikayeci; kişilerini, onların çeşitli problemlerini hayat çerçevesinde görmek ve yaşamak zorundadır. Bu bakımdan görüşleri daha doyurucudur. İyi bir kompozisyonun, hikayeyi başarılı kılan öğelerden biri olduğu şüphesizdir.

İyi hikayeci, bir romancı da olduğu gibi birkaç yaşantısını bir konu içinde birleştirir ya da bir olayı alır genişletir ona kendi yaşantılarını ekler.

Hikayeci, yazısı ile okuyucunun arasına girebilmeli; yarattığı kişilerin olanaklarını ölçüp biçtikten sonra, gerçeğe uygun olarak onları hareket ettirmelidir. İçinde yaşadığı toplumun durumunu iyi bilmeyen, insanı iyi tanımayan bir kimse iyi hikayeci olmaz.

Hikaye başlı başına bir kompozisyon türü olmasına rağmen, hikayeciyi romana götüren bir yol da sayılmaktadır. Gerçek hikayeci ise kendi yazı çeşidini diğer nesir türlerinden üstün tutmak zorundadır. Küçük hikaye yazmak için, çok düşünmek, çok çalışmak gerekmektedir

Hikayeci; kişilerini, onların çeşitli yaşantılarını duymak, görmek ve yaşamak gerekliliği içerisindedir. Erskine Caldwell şöyle der: ``Hikaye ve romanların hepsinin maksadı, insanların içine bakacakları bir ayna tutmaktır.''

Hikaye, ne fazla ne de eksik olmalıdır. Hikayeci, hikayesinin ilk cümlesini yazarken, son cümlesinin aşağı yukarı ne olabileceğini düşünmüş olmalıdır. Olayın muhtevasının tahammülü hesaplanmalı; okuyucunun ilgisini dağıtacak gereksiz ayrıntılar atılmalıdır.

``Hikaye, az kelime ile çok anlam sıkıştırabilir. Güzel yazılmış bir hikaye, değer bilenler için bir ziyafet; güç beğenenler için bir doyurmadır. Hikaye bir iksir, bir özettir. Yeni hikaye başlangıçta bir öykünmeden değil, eski hikayenin tıkanmasından doğmuştur. Şiirimiz gibi yeni hikayemiz de çıkışını batı edebiyatından almamıştır. Cemal SÜREYYA''

``Hikayeci her şeyden önce dikkatini hayatta rastladığı gerçek insanlar üzerine çeviren ve onlar üzerine çeviren ve onlar arasıda tip, karakter ve davranış farklarının en ince çizgisine kadar ayırt edebilen insan demektir. Mehmet KAPLAN''

``Hikayeci; eylemiyle ve birikimiyle toplumdan beslenirse, tükenme kaygısı duymaz. Bu nedenle de hikaye yalın ve yoğun olur. Hikayecinin başka bir görevi de hikayesinde anlatmak istediğini sıkmadan okuyucunun beynine yerleştirmek ve sonra konuyu ateşlemek.

Yani konu birçok hammaddeden meydana gelmiş bir dinamit gibi olmalı. Ancak dinamit beyne yerleştirildikten sonra ateşlendiğinde, okuyucunun okuma zahmetine karşılık, akılda durmadan büyüyen bir düşünce çağı meydana getirmeli. Bekir YILDIZ''

``Kısa bir hikaye yazarı, büyük bir meydan savaşında yer alan bir er değildir. O geniş cepheli bir savaşın adsız çarpışmalarına katılan bir çetecidir. Toplumun kıyısında durur, silik insanlarıyla uğraşır. ``

5.3 HİKAYE PLANI

Hikayenin kuruluşunda; olay anlatan yazılarda olduğu gibi; serim, düğüm, sonuç bölümleri vardır. Roman, tiyatro, masal, hatıra, seyahat ve başka yazı türleri bu hikaye planından faydalanır. Bu üç bölüm şöyle uygulanır

5.3.0.0.1 SERİM BÖLÜMÜ

Bu bölüme giriş bölümü de denilir. Olayın geçtiği yer yani dekor, belli başlı nitelikleri söylenerek bu bölümde tasvir edilir. Olayın şahısları, kahramanı en canlı iç ve dış görünüşleriyle belirtilerek tanıtılır; kısaca portre çizilir. Olayın ne olduğunu biz bu bölümde anlarız.

5.3.0.0.2 DÜĞÜM BÖLÜMÜ

Bu bölüme gelişme bölümü de denir. Olayın başlayıp açılması, okuyanın ilgisini, merakını artıracak bir durum alması; olayın düğümü; kişilerin konuşmaları bu bölümdedir. İsim ve fiil cümleleri kullanarak, farklı yapıda cümlelere yer vererek, konu ile ilgili örnekler alınarak bu bölümde çeşitlilik sağlanmalıdır.

5.3.0.0.3 ÇÖZÜM BÖLÜMÜ

Bu bölüme sonuç bölümü de denir. Olayın ne şekilde sona erdiği, olayın kişileri ve görenler üzerindeki etkisi bu bölümde anlatılır. Aristoteles diyor ki: ``Hikaye, birlikli bir bütün, canlı bir varlık gibi kendi özüne uygun, bir başı, bir ortası, bir sonu olan bir hakaret çevresinde geçmelidir. Hikayenin çözümü, karekterlerden kendiliğinden doğmalıdır.''

Çözüm bölümü, okuyanları memnun edecek şekilde planlanmalıdır. Hikayenin sonu bazen bir cümle, bazen de bir paragraf ilavesiyle yapılır. Nasıl diyalog hikayenin önemli noktalarını belirtmeye yardım ederse, hikayenin sonu da asıl üzerinde durulan fikri belirtmelidir.

6. TÜRK EDEBİYATINDA HİKAYE

Türk edebiyatında Batılı anlamdaki ilk öyküler Tanzimat döneminde yazıldı. İlk öykü yazarı Ahmet Mithat, Emin Nihat, Sami Paşazade Sezai ve Nabizade Nazım'dır. Türk öykücülüğünü yetkinliğe kavuşturan yazar ise Halit Ziya Uşaklıgil oldu.

Edebiyat-ı Cedide döneminde yalın diliyle dikkat çeken Uşaklıgil, titiz gözlemciliğiyle gerçekçi öykü geleneğini başlatan yazardır. Bu dönemin diğer yazarları Hüseyin Rahmi Gürpınar, Mehmet Rauf, Hüseyin Cahit Yalçın, Ahmet Hikmet Müftüoğlu ve Saffeti Ziya idi.

İkinci Meşrutiyetin ilanından sonra gelişen yeni edebiyat akımıyla birlikte öyküde toplumsal ve siyasi sorunlar işlenmeye başlandı. Türkçe'de yabancı sözcüklerin temizlenmesi, yazımda konuşma dilinin hakim olması, taşra yaşamının gerçekçi bir üslupla edebiyata taşınması gibi özelliklerle bilinen bu dönemde Ömer Seyfettin, Türk öykücülüğünde yeni bir çığır açtı.

Halide Edip Adıvar, Reşat Nuri Güntekin, Refik Halit Karay izledi. F. Celalettin, Selahattin Enis, Sadri Ertem, Cemal Kaygılı, Sebahattin Ali, Kenan Hulusi Koray, Nahit Sırrı Örik, Bekir Sıtkı Kunt, Mahmut Şevket Esendal Cumhuriyet Dönemi öykücülüğünü hazırlayan isimlerdir.

Cumhuriyet Dönemi 1930'lar sonrasını kapsar. Bu dönemde alışılmışın dışında bir öykü dünyası kuran Sait Faik Abasıyanık, Halikarnas Balıkçısı (Cevat Şakir Kabaağaç) diyalogların usta yazarı Orhan Kemal, Mehmet Seyda, Samet Ağaoğlu, Sabahattin Kudret Aksal, Kemal Bilbaşar, Kemal Tahir ve Ahmet Hamdi Tanpınar öykü yazarları olarak ön plana çıktı. Günümüzde Türk öykücülüğü geniş bir konu ve üslup zenginliğiyle sürmektedir.

İlk örnekler verilmeye başlandığında (1870-1890) Türk roman okuyucusu romana iki yoldan alıştırılmıştır.

1. Aydın olmayan geniş halk topluluğunun avrupai, Batılı hikaye ve romana yadırgamadan alışması için Ahmet Mithat Efendi tarafından açılan ve Batılı halk hikayelerini uzlaştırmaya çalışan yoldur. Türk halk hikayelerinin bir nevi modernleştirilmesidir.

Ahmet Mithat Efendi amaç olarak halkı eğitmeyi, halkın bilgisini, görgüsünü, kültürünü geliştirmeyi hedef almıştır. Yazdığı eserlerde halka bir geniş okuma zevki uyandırmıştır. O yıllarda bir roman okuyucusu grubunun oluşmasında etkili olmuştur.

Okuma zevkini orta sınıf halkına aşılamıştır. Geniş bir kültüre sahiptir. Amacı roman ve hikayelerle halkı eğitmektir. Bir hayli de başarılı olmuştur. Ahmet Mithat Efendi'yi Ahmet Rasim ve Hüseyin Rahmi izlemiştir.

2. Batı kültürüyle değişik ölçülerde temasa geçmiş olan sınırlı aydınlar topluluğu için Namık Kemal tarafından açılan yerli hikaye örneklerini dikkate almadan ordan oraya Batı hikaye ve roman tekniğine esas alan ve uygulamaya çalışan yoldur.

Ahmet Mithat Efendi de olduğu gibi Namık Kemal'de de roman faydalı bir eğlencedir. Ancak Namık Kemal halkı eğlendirmek için romanda bir çareye başvurulmalıdır der.

Ahmet Mithat Efendi'nin dili üslubu halka daha yakındır. Namık Kemal sanatkare bir yol izler. Namık Kemal'i Recaizade Mahmut Ekrem, Samipaşazade Sezai ve Nabizade Nazım izler.

Servet-i Fünun Edebiyatına kadar olan romanlarda ne canlı bir psikoloji ne karakter ne de canlı bir hayat tasviri vardır. Olanlarda oldukça acemicedir. Mesela ilk edebi roman olan İntibah da Divan Edebiyatından esinti vardır. Ancak hayli acemicedir.

Türk romanı 1870'den 1896'ya kadar gelişmesini tamamlamıştır. Türk Edebiyatı öncesinde roman örnekleri görülmediği için ilk romancılar hayli zorluk çekmişlerdir. Bu nedenle tasvir ve tahlil de başarılı değillerdir. Batıdaki roman iki yüzyılda gelişmiştir. Türk Edebiyatında bu bir hayli kısadır ama Batı romanını örnek aldıkları için bu kadar kısadır.

Ahmet Hamdi Tanpınar ``Bizde 1870'den 1896'ya kadar romancı muhayelesiyle doğmuş bir romancı yetişmemiştir. İlk romancımız Halit Ziya Uşaklıgil (Mai ve Siyah) dir.

İlk romanlarda teknik eksiklikler vardır. Bunlardan biri bu romanlarda yer yer roman yazarlarının olaya, kahramanlara müdehale etmesidir. Roman kahramanları kendi hallerine bırakılır ve onlar romanda kendilerini yaşar. Ahmet Mithat Efende'de bu çok görülür. Bazen kahramanlara kızar arada romanı kesip bir konuda ders verir. Batıdaki teknik gelişmeleri anlatır. Nasihat kitabına çevirir.

Acemiliklerden biri de öncesinde insanı tanımamalarıdır. Bu dünyadan çok öbür dünya anlatılır. Bu yüzden insanın iç dünyasını tanımayan romancı haliyle bu hayatı da canlandıramaz. Tanzimat Edebiyatı öncesinde felsefenin, psikolojinin olmayışı d

Yorum Yaz