Elhan-ı Şita Şiiri Yorum

ELHAN-I ŞİTA

Cenap Sahabettin bu şiirde daha önce kullanılmamış buluşlar ortaya koymuştur. Servet-i Fünûn döneminde yeni sayılan ve birçok tartışmaya yol açan isim ve sıfat tamlamaları kullanmıştır. Şair, bu buluşları terkipler (tamlamalar) şeklinde ortaya koymuştur. Şair, sözcüklere “Kapladı bir derin sükûta örneklerinde olduğu gibi, insanla ilgili değişik anlamlar yüklemiş, kişileştirme yapmıştır. çok

Şair çok sayıda benzetme yapmıştır. Bu benzetmeler, Divan edebiyatında her şair tarafından ortaklaşa kullanılan benzetmelerden farklıdır. Bu benzetmeler, Cenap Sahabettin tarafında bulunmuştur. Şairin bu yaklaşımı şiiri, süslü ve özentili bir niteliğe büründürmüştür.

Şair bu şiirde kışı hep baharla ve bahara ait şeylerle (kuşlar, güvercin sesleri, kuş tüyleri, kelebek gibi) karşılaştırmaktadır. Şair şiirde sadece doğa tasviri yapmakla yetinmemiştir. Şiirde insani duyguları da anlatmaya çalışmıştır.

Bu şiir “serbest müstezat” nazım biçimiyle yazılmıştır. Bu nazım biçimi, Divan edebiyatında yoktur.

Bu şiirin; şairin, sözlere günlük anlamları dışında yeni anlamlar yüklemesi, duygu ve düşünceleri mecazlarla ve mısraları musikiyle sezdirmeye çalışması, alışılmış biçimler dışında yeni ve serbest biçimlere başvurması bakımından sembolist akımın özelliklerini taşıdığını söyleyebiliriz.

Bu şiirin kalıbı ise şöyledir:

1. Feilâtün (fâilâtün) mefâilün feilün (fa’lün

2. Feilün

3. Fa’lün

Bu şiirde dikkati çeken en önemli özelliklerden biri de şekil ve üslubun son derece işlenmiş olmasıdır. Dönemin özellikleri bakımından içeriğin özgün bir yanı yoktur. Şiir, bir kış manzarasının betimlenmesinden ibarettir. Eskiler kışı daima statik (durgun) olarak ele almışlardır. Cenap, onu hareketli bir manzara hâlinde işlemiş, karın yağışını tasvir etmiştir. Şairin kışla ilgili izlenimleri, klişeleşmiş olan “beyazlık” ve “soğukluk” nitelikleriyle sınırlı kalmamış; çok yeni şekillere bürünmüştür. Şiirde anlatılan kar yağışı, müzikal bir anlatımla yansıtılmıştır. Bu nedenle şair bu şiirine “Elhân-ı Şitâ” (Kış Musikisi) adını vermiştir. Şair bu şiiriyle âdeta bir müzik eserini taklide çalışmıştır.

Bu bağlamda, yukarıdaki şiirin en önemli yanı şekil, vezin ve çeşitli ahenk unsurlarıyla bir musiki ortaya çıkarmasıdır. Karların yağışı, Cenap’a musiki izleniminden başka, çeşitli imajlar da çağrıştırmıştır. Bu imajlar zinciri, söz konusu şiire bir resim karakteri vermiştir. Şiirdeki bu müzikal ve resim öğeleri Servet-i Fünûn şiirinin, özellikle de Cenap Şahabettin’in şiirinin önemli bir özelliğidir. Bu şiire kaybolan bir mutluluğun hüznü egemendir. Düşen karlara, bahara ait sevimli unsurların zavallı hatırası karışmaktadır. Kaybolan bahar ile bir kader gibi çökmekte olan kış arasında âdeta bir trajedi cereyan etmektedir. Bu yönleriyle de bu şiir, Servet-i Fünûn şiirindeki “karamsar ve hüzünlü havayı” yansıtmaktadır.

Cenap Sahabettin, en güzel eserlerinden biri olan, “Elhân-ı Şitâ”da vezni, yukarıda gösterdiğimiz gibi, üç kere değiştirmiştir. Bu farklı şiir kalıplarından birincisi, şiirin ilk iki bölümünde; ikinci kalıp şiirin 3. bölümünde; üçüncü kalıp ise şiirin 4. bölümünde kullanılmıştır. Cenap bu yolla, şiirin biçimi ile ölçüsünü birleştirmiştir. Böylece karların hareketini, hem bağımsız hem de birbirine bağlı bir şekilde göstermiştir. Şair, farklı kalıplarla, şiire temaya uygun bir hareketlilik kazandırmıştır. Şiiri monotonluktan kurtarmıştır. Bir şiirde birden fazla aruz ölçüsü kullanılması, Servet-i Fünûn şiirinin genel özelliklerinden biridir. Tev-fik Fikret ve Cenap Sahabettin şiirde bu yolu açarak Divan şiirinin en önemli niteliklerinden birini yıkmışlardır.

“Elhân-ı Şitâ”da tema, şekil ve vezin tekrarlarının yanında “Gibi kar / Karlar” örneklerinde olduğu gibi, mısra tekrarları da vardır. Cenap Sahabettin, bu tekrarlarla şiirde bir ahenk oluşturmuş, ruhsal bir etki uyandırmıştır. Bu da Cenap’ın şiirde şekli, vezni ve imajı ne kadar önemli bir sanat malzemesi hâline getirdiğini göstermektedir.

“Elhân-ı Şitâ”da, dizeleri oluşturan sözcüklerdeki ünlü ve ünsüzlerin dizilişi ile de ince bir musiki oluşturulmuştur. Kışın egemen olduğu ikinci ve üçüncü bölümde şair, sert ünsüzleri içeren sözcükleri çokça kullanarak aliterasyon yapmıştır. Bütün bunlar, söz konusu şiirin “sembolizm” akımının etkisiyle yazılmasının bir sonucudur.

Cenap, Fikret’ten de fazla, kelimelerin seslerine dikkat etmiştir. Mısra yapısını raslantıya bırakmayarak içeriğe veya etkiye göre düzenlemiştir. Onun bu şiirinde, vezne bağlı olarak kelimelerin dizilişinin büyük önemi vardır.

Şiirde bahara ait unsurlar da, çeşitli şekillerde tasvir edilerek hassasiyetle doldurulmuştur.

Cenap Sahabettin bu şiirinde sıfatlar, benzetmeler ve mecazlar aracılığıyla karları ve diğer unsurları, şiir boyunca durmadan değiştirmiş, başka bir şekle sokmuştur. Sanatçının şiirde bu yola başvurmasının iki amacı vardır: Biri manzarayı resim gibi gözlerimizin önünde canlandırmak, ikincisi, “ruh-ı kâinat” meydana çıkarmak, tabiatı hassas kılmaktır. Bilindiği gibi, Cenap’ın şiir anlayışında evrendeki her varlığın kendine göre bir ruhu vardır. Şair, Elhan-ı Şita’da olduğu gibi, şiirlerinde bu ruhu bulmaya ve yansıtmaya çalışır. “Elhân-ı Şitâ”da, psikolojik izlenim, imajların içinde gizlidir. “Mutluluk” ile “hüzün” duygusu birbirine karışmıştır. Şiirde, bahara ait unsurlar mutluluğu, kışa ait unsurlar ise hüznü temsil etmektedir. Şiire egemen olan duygu ise, kaybolan bir mutluluk duygusu veya melankolidir (hüzün). Bu duygu hemen hemen bütün Servet-i Fünûn edebiyatına egemendir.

Servet-i Fünûn (Fenlerin Zenginliği) dergisi etrafında toplanan Edebiyat-ı Cedîdeciler (Yeni Edebiyatçılar) şiirde Divan ve Tanzimat şiirinden apayrı bir duyarlığı, yeni bir şiir dilini yerleştirmeye çalışmışlardır. Bu şairler, II. Abdülhamit döneminin baskıcı koşullarından dolayı, siyasetten uzak kalmışlar, şiirde sosyal konulara eğilememişler, bir arayış içinde olmuşlardır. Bu bağlamda, günü gününe izledikleri Fransız şiirinden etkilenmişler, orada gelişen pamasizm ve sembolizm (simgecilik) akımlarından etkilenmişlerdir. Bu akımların da etkisiyle onların şiirlerinde, düşle gerçek çatışması, karamsarlık, kaçış temaları egemendir. Kaçış temasının onların şiirine egemen olmasının bir diğer nedeni de dönemin baskıcı yönetim anlayışıdır. Onlar dönemin siyasal koşulları nedeniyle “Sanat, toplum içindir.” anlayışını terk etmişler, “Sanat, sanat içindir.” anlayışına göre eser vermişlerdir. Bu bağlamda içine kapalı, bireyci bir şiire yönelmişlerdir.

Yorum Yaz