Ece Ayhan ve Sivil Şiir

Alâttin Karaca
Ece Ayhan ve Sivil Şiir

Ece Ayhan, poetikasını sivil toplum düşüncesi üzerine kurmuş bir şair. Şiirleri de bu düşünceye uygun. Z nedenle her türlü otoritenin, iktidarın ve devletin dışında; hatta karşısında, uçta bir şiir bu. Yeril: her şeye: düşünceye, tarihe, sanata, şiire kuşkuyla yaklaşması ve bunlar: sorgulaması, karasızca:. fhâl ve gidişi sıfır olanlar' dediği, dışta bırakılmış, kara bir coğrafyada yaşayan sivilleri konu edinmesi, hep sivil toplum düşüncesinden kaynaklanmakta. Onun içir. bu topluma, toplumdaki 'işletilen yürürlük'e, düşünce serüvenine, bu toplumun tarihine. aydınlarına, sanatçılarda. cj:z~a sistemine, algılama ortalamasına 'yenilmezyutulmaz eleştirileri var. Yazılarında, bozuk ve düzeysiz bir anlayışın ve algılama biçiminin tüm topluma egemer. olduğunu ileri sürmekte. Onun için; "... bu 'algı ortalaması' şiirde de, gündelik yaşamda da köşe başlar: tutmuş, tutmuşlar!" (YK, s. 30.) diyerek, ülkemizdeki şiir ortamına da eleştiri okları yağdırmakta toplumdaki bu 'derin çadaklık'. 'Örgütlenmiş sorumsuzluk' ve 'işletilen yürürlük'ten dolay, düşüncenin ve sanatın bu ülkede gelişemediğini ileri sürmekte. Hatta bundan dolayı; "Bütün Cumhuriyet tarihinde şiir yoktur. Unutulmuştur, ıskalanmıştır. Bunun sorumlusu, benim 'sosyalbürokratlar' olarak nitelediğim insanlardır. Bunlara sosyaldtmokratlar da deniyor. Devletin memurları da denilebilir." (ŞBAÇ, s. 147) tümceleriyle, keskin hükümler vermekte. Anlaşılan o ki, şair, 'sosyal bürokratlar'ı, Cumhuriyet döneminde sivil toplumun ve sivil şiirin gelişimine engel olarak görüyor. Şairi bu konuda derinden etkileyen bilim adamı ise, öncelikle İdris Küçükömer. Küçükömer, özellikle Düzenin Yabancılaşması adlı yapıtmdaki görüşleriyle dikkati çekmiş bir aydın. Osmanlıya, Cumhuriyete, aydınlara, toplumsal ve siyasal yapımıza ilişkin, verili olanın ve alışılmışın dışında savları ve yorumları var. Ece Ayhan'a göre uçta, iktidarın dışında kalmayı başarabilmiş birkaç gerçek 'sivil' aydından biri. "Orhan Veli nasıl Cumhuriyet'te şiirin yatağını değiştirmişse, idris Küçükömer de 1960'tan (daha doğrusu 'Düzenin Yabancılaşması' 4969'da dolaşıma girdikten) sonra Cumhuriyet'te tarihin ve düşüncenin temelini altüst etmiştir. Yani allak bullak!" (ŞBAÇ, s. 65); "Yine benim zihinlerimde İdris Küçükömer, altştlmışlığtn Ötesini kurcalarken kendi grubunun içinden konuşmamaya çalışan bir düşünürdür de." (ŞBAÇ, s.65); "... kendi ucunda, çok şey pahasına 'zencikalma''konumunu seçmiştir."'(ŞBAÇ, s. 66) vb. ifadeleri, onun İdris Küçükömer'e ne denli önem verdiğini gösteriyor. Çeşitli yazı ve söyleşilerinde sıkça andığı, düşüncelerine atıflarda bulunduğu için Küçükömer'e, Şerif Mardin ve Ömer Lütfü Barkan'ı da eklemek gerek.

Sivil toplum ve sivil itaatsizlik düşüncesi, Ece Ayhan'ın şiirinin ve poetikasının ana niteliği demiştik. Bunu, çeşitli yazı ve söyleşilerinde 'sivil şiir' deyimini sıkça kullanmasından ve şiirlerindeki, her türlü iktidara, devlete ve devletin baskı araçlarına karşı çıkan itaatsiz söylemden anlıyoruz. Ece Ayhan, bu şiire kendince bir ad da öneriyor: Sivil şiir. Şair, bu kavramı, dil konularında yazdığı yazılarla tanınan Pier Paolo Pasolini'den almış (SD, s.33). Pasolini de büyük olasılıkla Gramsci'nin sıkı düşüncelerinden etkilenmiş olmalı.
Ayhan'a göre, İngiltere'de Sheakespeare'in saaderce süren oyunlarını ayakta seyredenler için kullanılan sivil sözcüğünün 'ters Türkçedeki anlamlarından biri 'çırılçıplaklık', diğeri ise 'başıbozukluk' (AD, s.18-19). Şair, çırılçıplaklığı kimsesizlik, yapayalnızlık, yoksulluk, her türlü çıkar ve mülkiyet ilişkilerinin dışında kalmak anlamında kullanıyor. Başıbozuk ise, herhangi bir gruba, düşünceye bağlı olmayan, kural tanımayan, kayıt altına alınamayan, buyruk dinlemeyen, egemen düzene uymayan, asi gibi anlamları içeriyor. Aslında tek başına 'çırılçıplaklık' ve 'başıbozukluk' sözcükleri bile Ece Ayhan'ın şaire ve şiire ilişkin düşünceleri hakkında önemli ipuçları vermekte.
Ayhan için sivillik, şiirin vazgeçilmez koşulu. Ona göre şair, her şeyden önce sivil olmalı; yani her türlü iktidarın dışında kalmalı; hatta gerektiğinde, cezalandırılma pahasına iktidarın yasalarını ihlal etmeli, sınır çarpışmaları yapmalı, marjinal olmalı. Bunun içinse Öncelikle verili olan her şeyden kuşkulanmak, her türlü bilgiyi ve olguyu sorgulamalı, deşmeli. Bunun tek yolu var: Etik değerlere sonuna değin bağlı kalmak; yani etikçilik. Ayhan bu görüşünü; "Ben başlangıcından beri etikçiyim tabii. Hatta bütün (Sivil Şairler) arkadaşlar etikçiyiz." (AD, s. 36); "Ben etikçiyim. insana yaklaşma denemeleri bakımından şiir bana yetmiyor." (ŞBAÇ, s. 149) sözleriyle açıklıyor. Sivil şiirin en önemli niteliği bu; yani şairi her türlü iktidar ilişkisinin dışında tutan etikçilik.
Sivil şiir, Ece Ayhan'ın ikinci Yeni için önerdiği bir ad. Nitekim şair bu öneriyi; "ikinci Yeni yanlış bir adlandırmaydı. O günlerde Sivil Şiir diye başlamaydı, tanılama ve tanımlama açısından iyi olurdu." (SD, s. 34); "ikinci Yeni adına aslında 'Sivil Şiir' denmesini istiyorum ben." (ŞBAÇ, 146); "Bizim şiire 'ikinci Yeni' adı yanlış takılmış aslında. Muzaffer Erdost dedi 'ikinci Yeni' diye, öyle kaldı. 'Sivil Şiir' denseydi daha iyi olacaktı." (ŞBAÇ, 148) vb. tümceleriyle ifade ediyor. Peki niçin bu adı öneriyor Ayhan^ Yanıü, çeşitli yazı ve söyleşilerinin satır aralarında veriyor şair. Böylece bir bakıma sivil şiirin ana ilkelerini de açıklamış oluyor. İlkin ikinci Yeni'nin, iktidarın ve devletin dışında vücut bulduğunu ileri sürüyor: "ikinci Yeni ufak bir imkân bulduğunda devletten kopmuştur. Mülkiyeli olmasına rağmen.." (AD, s. 40)
O halde sivil şiirin en önemli niteliği, iktidarın dışında vücut bulması. Çünkü Ayhan'a göre, şiirle iktidar asla yan yana gelemez, gelmemelidir. Nedeniyse açık; iktidar nötralize eder ve sivil şiir resmî kültürde yer alamaz (AD, s. 62-63). O nedenle sadece aydınların değil, şairlerin de iktidarın, devletin dışında, uçta, sınırda kalması gerektiğini savunuyor. Marjinalliğe ilişkin söylediği şu sözler, aslında şairleri de kapsıyor: "(Oysa marjinallikin çok uzaktan da olsa hükümetle, iktidarı yakalayanlarla hiçbir biçimde ilişiği olmamıştır, hem olamaz da)" (ŞBAÇ, s. 33.); "Oysa ve bence ve temelde 'marjinallik', herhalde, her türlü toplumsal cendere'nin ya da çember'in olabildiğince ve gerçekten de en 'uc'unda (bir 'uçbey i' gibi kalarak) insanın kendi işlediği işe karınca kararınca birkatkı'da bulunması anlamına da alınmalı. Asıl böyle alınmalıdır." (ŞBAÇ, s. 59)
Ece Ayhan, ikinci Yeni'yi sivil şiir olarak adlandırırken; satır aralarında bu harekete niçin sivil şiir denmesi gerektiğini açıklamaya devam ediyor. Çoğu yazı ve söyleşisinde sıkça vurguladığı üzere ikinci Yeni, 'parasız yatdı'ların başlattığı bir hareket. Belli ki, ikinci Yeni'nin parasız ya tıklarca başlatılmasını önemli buluyor Ayhan. Nitekim şu sözlerden de anlaşılacağı gibi, 'parasız yatılılık', ikinci Yeni ve dolayısıyla sivil şiirin önemli vasıflarından biri: "Aslında sivri bir hareketti bu. Ancak akrabalardan bekleniyordu bu hareket. Çünkü şimdiye kadar istanbullu zengin ailelerden çıkmış şiir. Türkiye'de bir değişim vardı ve bunun şiire vurması bekleniyordu ama bu hareket zengin akrabalardan beklenirken, hiç alakası olmayan parasız yatılılardan çıktı. Hiç kimsenin bilmediği taşralı çocuklar bunlar." (ŞBAÇ, s. 146); "ikinci Yeni akımından sayılan şairlerin hemen hepside parasız yatılı ve taşra çocuklarıydı temelde." (ŞBAÇ, s. 21); "hana baka-, ikinci Yeni (ben 'Sıkı Şiir'diyorum şimdi buna; o başka, ya da Sivil Şiir) 1950'lerden sonra, Türkçede, taşradan gelmiş ve çok genç parasız yatılıların oluşturdukları hiç beklenmedik, garip bir biçimde de özgün, çağdaş, çağcıl ve önemli bir şiir ve bir düşünce 'sıçraması'dır..." (ŞBAÇ; s. 15)
Bu tümcelerdeki 'parasız yatılılık'ın yoksulluk anlamında kullanıldığı açık. Ece Ayhan'a göre, Türkiye'de poetik iktidar, İkinci Yeni'ye değin hep zengin ve aristokrat kesimlerin elinde olmuş; yenilikler, şiir hareketleri hep onlarca yönlendirilmiş. Bu tür poetik hareketlerin; yani sanattaki önemli yenilik hareketlerinin, toplumun alt kesimlerinden gelen şairlerce gerçekleştirilmesi alışılmamış bir durum. Nitekim şair bunu; "...ama bu hareket zengin akrabalardan beklenirken, hiç alakası olmayan parasız yatılılardan çıktı." (ŞBAÇ, s. 146) tümcesiyle açıklıyor. Şair, o nedenle ikinci Yeni'yi yoksulların, alt kesime mensup insanların, bu kesime; aristokratların poetik iktidarlarına karşı sivil bir başkaldırı hareketi olarak görüyor. Nitekim "Yort Savul!" (BYS, s. 119) şiiri bu anlamda bir meydan okuma. Aslında, Ayhan'ın kimi şiir ve yazılarında, bu tür aristokrat, zengin şairlere karşı saldırgan ifadelere yer vermesi, 'parasız yaülılar'ın; dışta bırakılmış, küçümsenmiş 'karaşın şairler'in poetik iktidara meydan okuması olarak da algılanabilir. Örneğin "Melankolya Çiçeği", 'parasız yaülılar'ın Tevfik Fikret ve arkadaşlarına; yani aristokrat Servet-i Fünûn şairlerine yönelik bir protest şiir. Bu şiir, aynı zamanda Servet-i Fünûn'un yapay melankolisini de hicvetmekte:
1. Yelekli Tevfik ve arkadaşları, bir ada ararlar. Sıkılmışlardır Rumelihisarı 'nın uzun gecelerinden.
2. Piri Reis'in uçsuz kara noktalarına, küçük ölçekli sözlüklere heyoğlu atlaslarına bakarlar.
3. Yatak odaları sabah güneşi görecek, salon limanı alacak, çalışma Masaları da dağ görünümlü.
4. Ve bir melankolya çiçeği, saksıda; suyu düzenli verilecek, yeri değiştirilmeyecek.
5. Bir türlü bulunmaz 'ada', takvimsiz saatsiz.
6. Bir çiftliğe fit. Manisa'ya bir arkadaşlarım göndermişler... Hayır! Gerdanlık tarihleri yazıyor. (BYS, s. 203)
Aynı şekilde Müzehher Vâ-Nû'nun Bir Dönemin Tanıklığı adlı kitabı üzerine yazdığı bir yazıda, sanat-basın çevresinde kümelenmiş zengin akrabalara karşı kullandığı şu tümceler, Ayhan'ın iktidarla ve mülkiyetle iç içe girmiş bu çevreye nasıl baktığını göstermesi bakımından önemli: "Kitapta iki üç edebiyatçı bir yana genellikle Babıâli'deki gerçekten sıradan ama tanınmış gazeteciler, gazete çevreleri, çevirmenler, politikacılar, mülkiyet kaleleri, mal-mülk sahipleri kültürlüymüşler, aydınmışlar, onurluymuşlar gibi anlatılıyor nedense. Böylesi ve bu kadar nalıncı keserliği olabilir mil- Bunların hemen hepsi de aynı 'ecurie'den değiller miydi!-
Benim, kitapta "Son Durak' bölümü ilgimi çekti. Sizin de ilginizi çekeceğini sanıyorum:'... Canım sıkılıyor sadece... Mühürdar'daki evi sattım. Moda'da Cem Sokağı'ndaki küçük evi de sattım... Ama gene canım sıkılıyor. Hem de çok sıkılıyor'..." (ŞBAÇ, s. 74)
Karaşın şairin, Yahya Kemal'e, Hasan Âli Yücel'in oğlu Can Yücel'e gösterdiği tepki de buna benzer. Belli ki o, 'parasız yatılılık'ı; toplumun alt kesimlerinden gelmiş olmayı; iktidar, devlet ve mülkiyetin dışında kalmak açısından sivil şiir için önemli görüyor. Zaten çeşitli yazılarında, kimi ikinci Yeni şairlerinin mülkiyede ilişkilerinin olmadığını vurgulaması bunun kanıtı. Örneğin; "Biz üçümüz; ben, Cemal (Süreya), Sezai Karakoç hiç mülkiyete ilişmedik." (AD, s. 45); //... Cemal Süreya da, Sezai Karakoç da -kim kimin şiir babası bilinmez- 'mülkiyet' kökünden çıkan Mülkiye'yi bitirmişlerdir ama ne herhangi bir mülk edinmişler, ne de 'mülkiyet'e ilişkin bir bağıntıda bulunmuşlardır; ikisi de sarı bir devletin kira evlerinde oturup dururlar." (ŞBAÇ, s. 134) sözleri, sivil şiirin/şairin mülkiyede ilişkisi olmaması gerektiği düşüncesinden kaynaklanıyor.
Ece Ayhan'ın İkinci Yeni'yle ilgili nitelemelerinden biri de 'taşralı'lık. Ona göre, bu hareket taşralı şairlerce başlatılmış bir şiir sıçramasıdır. Şair bu savını; "...1950'lerden sonra, Türkçede, taşradan gelmiş ve çok genç parasız yatılıların oluşturdukları hiç beklenmedik, garip bir biçimde de özgün, çağdaş, çağcılve önemli bir şiir ve bir düşünce 'sıçraması'dır..." (ŞBAÇ; s. 15); "...şairlerin hemen hepsi de parasız yatılı ve taşra çocuklarıydı temelde." (ŞBAÇ, s. 21); "Hiç kimsenin bilmediği taşralı çocuklar bunlar." (ŞBAÇ, s. 146) gibi tümcelerle dile getiriyor. Bunun anlamı şu: Ece Ayhan, İkinci Yeni hareketini, çevrenin merkeze, merkezin egemenliğine; merkezdeki poetik iktidara başkaldırısı olarak görüyor. Tabii bunun kaynağı yine sivil toplum düşüncesi. Şaire göre iktidarlar, merkezde konumlanmışlardır; çevredekilerse uçtaki sivillerdir; onların iktidarla, iktidardakilerle, mülkiyede ilişkileri yoktur, dıştadırlar çünkü. İşte asıl şiir oralarda vücut bulur, oradakilerce yaratılır. Sivil şiir budur. O nedenle 'taşralılık' önemlidir sivil şiirde. Buna koşut olarak, Ece Ayhan, İkinci Yeni'yle birlikte Türk şiirine, dışta kalmış, itilmiş, ezilmiş insanların; yani sivil toplumun girdiğini ileri sürüyor. Örneğin pezevenkler, orospular, fallokrat kabadayılar... Çünkü onlar da; "Söylemek gereksiz belki, sivil bir toplumda orospu da, pezevenk de, serbest şairlerde bulunacak bizim gibi." (AD, s. 19) tümcesinde ifade ettiği gibi, sivil toplumun bir parçası. Tabii Ayhan, bütün toplum bunlardan oluşsun demiyor; bunların sivil toplumun bir parçası olduğunu; hatta Cumhuriyet'e bir de onların gözüyle bakılması gerektiğini savunuyor (ŞBAÇ, s. 148). Çanakkaleli Melahat, savını açıklayan önemli bir sivil kahraman. Bu çerçevede; "Kısacası cumhuriyet'e bir de bu açıdan bakılmalı. Ben, Çanakkaleli Melahat'ı, kendi köşesinden sivilliği en iyi anlatan kadın olduğu için seçtim. Bir de cumhuriyete Çanakkaleli Melahat'in gözüyle bakılmalı yani. Tabii, Ankara'daki devletin, iyice ve olabildiğince dışında ve uzağında." (AD, s. 19) tümcelerinin altı çizilmeli.
Bütün bunlardan çıkarılacak sonuç şu: İkinci Yeni, sivil bir şiir hareketidir; çünkü bu şiir, Başta da belirttim, böyle bir şiir hareketi, kaçınılmaz olarak iktidarla çatışır. Dışlama veya görmezden gelme, bu durumlarda iktidarın izlediği yöntemlerden biri. Ayhan'a göre, İkinci Yeni bu bağlamda devletle iç içe olan eleştirmen ecurie'si tarafından dışlanmış ve kabul edilmek istenmemiştir. Örneğin bir yazısında, eleştirmenlerin ikinci Yeni'ye karşı ilgisizliğini şöyle ifade ediyor: "önce şu: öteden beri nedenini merak etmişimdir. Bin yıldır temel niteliği örgütlenmiş sorumsuzluk olan bizim Türkiye'de ya da bu 'aşiret topluluğu'nda yazın tarihçileri, eleştirmenler (...) nedense 1956-1959 yılları arasında Pazar Postası''nda geçen tartışmalara ve özellikle de Cumhuriyet şiir tarihinde oluşan (...) şiirlerin ve ileri sürülen görüşlerin sergisine bakmazlar. (...) Ve belirli bir matematik; Gerçeklikten de, tarih'ten de üstün tutulacaktır. Anlayacağınız ikinci Yeni akımına (Sivil Şiir) karşı olan yazın tarihçilerinin, eleştirmenlerin kurnazlıklarının, işi Alice Harikalar Ülkesi'ndeki kedi gibi saptırmalarının sonu yoktur." (ŞBAÇ, s. 19)
Dahası Ayhan, çeşitli eleştirmenlerin ve edebiyat tarihçilerinin, İkinci Yeni'yi sadece görmezden gelmekle kalmadıklarını, kaşıdı olarak karşı çıktıklarını, yanlı davrandıklarını, sivil şiiri halka ve okurlara 'çapraşık, esrarengiz ve tehlikeli' göstermeye çahşüklarmı ileri sürüyor (ŞBAÇ, s. 41). ... her ne olursa olsun, dokunulmadan olduğu gibi kalmasını istedikleri şiir imgesinin, şiir tarihi adına bile kurcalanmasını, deşilmesini ve irdelenmesini istemeyen" (ŞBAÇ, s. 55) bu eleştirmenler •kimler1?- Ayhan çok genel anlamda onları; //... her gerçekliği ters yüz edip hemeninden ve kolaylıkla kendilerine sosyal demokrat kokanını ya da rozetini takabilenler, İstanbul'un ünlü ve büyük aileleri; saray artıkları, Ramazan aylarında kantolarla oyalanan geniş mezhepli zadeler-, sahtekârlarla içli dışlı olan ve konaklarda, yalılarda oturan mal mülk sahibi uzak akrabaları..." (ŞBAÇ, s. 55) diye betimliyor. Kimi kez Memet Fuat, Attilâ İlhan, Asım Bezirci, Halim Yağcıoğlu, Suut Kemal Yetkin, Ahmet Kabaklı, Sabahattin Eyuboğlu, Rauf Muduay, Vedat Günyol, Adnan Benk gibi adları vermekten sakınmıyor (ŞBAÇ, s. 23; 133,134). Bir başka yazısında Baylancı Statükocular olarak nitelediği Mavi grubunu da İkinci Yeni'yi yadırgadıkları için suçluyor (SD, s. 20). Ayhan'a göre bu tavır, işletilen yürürlük gereği, iktidarla ilişkisi olan edebiyat eleştirmenlerince toptan İkinci Yeni'ye ve tek tek de çeşidi şairlere kaşıdı olarak uygulanmıştır. Şair, başta kendisinin böyle bir dışlama ile karşılaştığını söylüyor. Bu eleştirmen 'ecurie'sinin kendisini İkinci Yeni içinde küçük ve önemsiz boyudarda gördüklerini, antolojilere küçültülmüş olarak aldıklarını, kerhen sevdiklerini, İkinci Yeni'nin 'parasız yaülılar'ca başlatılmasından rahatsız olduklarını söylüyor. Örneğin bir yazısında Memet Fuat için; "Memet Fuat 'Kimmiş bu parasız yatılılar' diye kerhen sevdi bizi. Çünkü biz istanbullu büyük aileden gelmedik. Hatta onlara karşıydık." (AD, s. 39) diyor. Şu saürlar, bir poetik iktidarca kendisinin dışlandığı çok iyi özetlemekte: "Bugün 6l yaşındayım hiçbir zaman güzel karşılanmadım ben ve başlangıçtan beri bu böyle oldu. Hiç ödül falan da almadım. Tam bir dışlanma. Kötü ve başarısız dediler." (AD, s. 40)


Ayhan'a göre, Cumhuriyet döneminin iki önemli sivil şairi olan Cemal Süreya ve Sezai Karakoç da benzer biçimde poetik iktidarlar ya da siyasal iktidarlar tarafından dışlanmışlardır. Örneğin Cemal Süreya'nın dışlanmasını; "Sözgelimi Attilâ ilhan (Halk Partisi ödülüyle lekeli olduğu hâlde), Asım Bezirci, gazeteci Hasan Pulur, Ömer Faruk Toprak v.s. Cemal Süreya'yi hep parasız yatılı okuduğu ve anne baba dahil hiç kimsesi, bir kiralık evi bile olmadığı için olsa gerek; onu faşist olmakla, Franco'cu, Mussolini'ci ve Hitler'ci olmakla suçlayabilmişltrdir." (ŞBAÇ, s. 42) sözleriyle açıklıyor. Sezai Karakoç; Cahit Zarifoğlu ve İsmet Özel gibi şairlerin gündeme gelmemesi ise, sivil şairlere uygulanan dışlamanın bir başka örneği. Ayhan, bu şairlerin gündeme bir türlü getirilmemesini; "Sezai Karakoç da, Cahit Zarifoğlu da, ismet Özel de... sıkı şair olabilirler. (...) dikkatli olarak bakılmamasının kabahatinin yarısı kimsede değil; yazın dünyasında lâikler egemendir çünkü. O yüzden gündeme gelemezler, gelemiyorlar." (DY, si 15) sözleriyle, edebiyat dünyasına 'lâiklerin' egemen olmasına bağlamakta. Kimi yazı, söyleşi ve şiirlerinde, Türk tarihinin sarışın (iktidar yanlısı) tarihçilerce, değiştirilerek, kimi olay ve kişilerin örtbas edilerek ya da kimi kişilerin yüceltilerek yazıldığını ileri süren; iktidarı yoksul parasız yanlıların, taşralıların, çevredekilerin; kısacası karaşın şairlerin, yıllarca sanat üzerinde egemenlik kurmuş, devlede, iktidarla âdeta bir kaşık gibi iç içe geçmiş sarışın şairlere, merkezdeki poetik iktidarlara karşı bir başkaldırısıdır. Dolayısıyla bu şiir hareketini; aynı zamanda bir sivil toplum hareketi olarak görmek gerek. Nitekim yazı ve şiirlerinden anlaşıldığına göre Ayhan da bu şiir hareketini özde bir sivil direniş, sivil itiraz olarak görüyor; o nedenle İkinci Yeni'ye 'sivil şiir' denmesini öneriyor.
Tabii böyle bir hareket, özde her türlü iktidara karşı çıktığı için, iktidarla ve devlede ve en önemlisi poetik iktidar gruplarıyla karşı karşıya gelmeyi de beraberinde getiriyor. Örneğin Ayhan'ın bu çerçevede gerek şiirlerinde, gerekse yazı ve şiirlerinde karşı karşıya geldiği en önemli olgulardan biri, Cumhuriyet. Kendisinin de açıkça ifade ettiği üzere, onun asıl derdi 'bu kedi merdivenli Cumhuriyetledir; çünkü o Cumhuriyette de uyuyamamaktadır (YK, s. 29); Cumhuriyetle yaralanmıştır. Ayhan, bu konuda yalnız değil; kendisiyle beraber Sezai Karakoç'u, Cemal Süreya'yı, ismet Özeli, İlhan Berki de 'Cumhuriyetle yaralanmış' şairlerden sayıyor (AD, s. 58); hatta "(Sözgelimi parasız yatılılıktan gelen sivil şairler, şöyle ya da böyle, bu emlak cumhuriyetinden derin bir biçimde tedirginlik duymuşlardır hep. Hatta Cemal Süreya'ya, Sezai Karakoç'a ve özellikle İsmet Özel'e 'Cumhuriyetleyaralanmışlardır'diyebiliriz."(ŞBAÇ, s. 56) tümcesiyle bunu belirtiyor. Çünkü, Cumhuriyetle yaralanmak, her türlü iktidarın dışında ve yeri geldiğinde karşısında olan, sınır çarpışmaları yapan sivil şiirin kaçınılmaz sonucu. "Zaten üzerimizden çocukluğumuzdan bu yana iktidar, okullar, aileler, anne baba, hükümetler... geçiyor, geçti. Yani düşüncenin üzerinden elbet tanklar geçmiş, geçecektir." (SD, s. 9) diyen bir şairin Cumhuriyetle yaralanması doğal.

Ece Ayhan'ın Türk şiirine yönelik eleştirilerinden en önemlisi, Türk şairlerinin genelde hep iktidarların dümen suyunda gitmeleri, iktidarla çatışmaktan kaçınmaları. Bu düşüncesini; "Bizde iktidara, devlete bulaşmaz Türk şairleri. Korkudan. Belediyecidir onlar." (SD, s. 64) tümcesiyle belirtiyor. Oysa ona göre, yasaları ihlâl etme ve cezalandırılma pahasına, bir şair, gerçekleri dile getirmekten-çekinmemeli. Çünkü bu, sivil şiirin vazgeçilmez koşulu olan 'sivil itaatsizlik'in gereğidir. Ancak Ayhan, Türk şiirinde genel anlamda sivil itaatsizlik bilincinin bulunmadığı kanısında. Bu savını, çeşitli şairlerin adını anarak ifade ediyor. Nitekim Ece Ayhan'ın Cumhuriyetle yaralanmadığını, iktidarla, devlede ve hükûmede iç içe bulunduğunu düşündüğü şairler var. İlginçtir, Nâzım Hikmet bunlardan biri. Ayhan, onun temelde Cumhuriyetle hiçbir sorunu olmadığını, yaralanmadığını ileri sürüyor:
"Nazım Hikmet şiirinin, bilinenlere ve tekrar edilen görüşlere karşın, gerçekte sepet gibi gevşek örülmüş bir Cumhuriyet'le temelde; herhangi bir sorunu olmamıştır" (ŞBAÇ, s. 55-56); "Nâzım 'cumhuriyetle yaralanmış' değildir. İyi şairdi." (AD, s. 47); "Ayrıca; cumhuriyetle dipte hiçbir sorunu da olmamıştır. Oysa şu ya da bu biçimde kimi şairler, cumhuriyetle yaralanmışlardır. (...) Nâzım Hikmet'in zaman zaman hapislerde yatışı, Kemalistler arası bir iktidar kavgasıdır sonuçta. Programlar kapışıyordu." (AD, s. 57)
Yahya Kemal, Fazıl Hüsnü Dağlarca ve Attilâ İlhan, bu bağlamda Ece Ayhan'ın devlede, iktidarla iç içe gördüğü, kimi kez devlet şairi, iktidar şairi, yarı-askerî şair, hükümet şairi diye nitelediği şairler (ŞBAÇ, s. 38, 51, 134; AD, s. 21, 55, 57-58); hatta yine devlede zaman zaman iç içe geçtiğini düşündüğü için Âşık Veysel'e de "halk değil de halkevi şairi" (ŞBAÇ, s. 52) demekten geri durmuyor. Oysa Ece Ayhan'a göre İkinci Yeni'nin iktidarla, devlede hiçbir zaman işi, ilişiği olmamıştır. Buna kanıt olarak da örneğin, bu şairlerin hamaset şiirleri yazmamasını gösteriyor ve savını; "Sözgelimi bir Marş Kralı bir Kurtuluş Savaşı şiirleri antolojisi düzenlemeye kalksa, kalktşsa, (Pazar Postası) 1956'dan bu yana 30 şu kadar yıllık bir zaman dilimini kapsayan İkinci Yeni Akımı (yani Sivil Şiir) orada kesinlikle yer almayacaktır'" (ŞBAÇ, s. 105); "Alın bir Atatürk Şiirleri Antolojisi'ni, İkinci Yeni'yi bulamazsınız. Marjinaller hamasetle asla igilenmezler." (SD, s. 79) vb. tümcelerinde dile getiriyor.
Yoksul parasız yatılıların, taşralıların, çevredekilerin; kısacası karaşın şairlerin, yıllarca sanat üzerinde egemenlik kurmuş, devletle, iktidarla âdeta bir kaşık gibi iç içe geçmiş sarışın şairlere, merkezdeki poetik iktidarlara karşı bir başkaldırısıdır. Dolayısıyla bu şiir hareketini; aynı zamanda bir sivil toplum hareketi olarak görmek gerek. Nitekim yazı ve şiirlerinden anlaşıldığına göre Ayhan da bu şiir hareketini özde bir sivil direniş, sivil itiraz olarak görüyor; o nedenle İkinci Yeni'ye 'sivil şiir' denmesini öneriyor.

Tabii böyle bir hareket, özde her türlü iktidara karşı çıktığı için, iktidarla ve devlede ve en önemlisi poetik iktidar gruplarıyla karşı karşıya gelmeyi de beraberinde getiriyor. Örneğin Ayhan'ın bu çerçevede gerek şiirlerinde, gerekse yazı ve şiirlerinde karşı karşıya geldiği en önemli olgulardan biri, Cumhuriyet. Kendisinin de açıkça ifade ettiği üzere, onun asıl derdi 'bu kedi merdivenli Cumhuriyet'ledir; çünkü o Cumhuriyet'te de uyuyamamaktadır (YK, s. 29); Cumhuriyetle yaralanmıştır. Ayhan, bu konuda yalnız değil; kendisiyle beraber Sezai Karakoç'u, Cemal Süreya'yi, ismet Özel'i, ilhan Berk'i de 'Cumhuriyetle yaralanmış' şairlerden sayıyor (AD, s. 58); hatta "(Sözgelimi parasız yatılılıktan gelen sivil şairler, şöyle ya da böyle, bu emlak cumhuriyetinden derin bir biçimde tedirginlik duymuşlardır hep. Hatta Cemal Süreya'ya, Sezai Karakoç'a ve özellikle ismet Özel'e 'Cıımhuriyet'leyaralanmışlardır'diyebiliriz."(ŞBAÇ, s. 56) tümcesiyle bunu belirtiyor. Çünkü, Cumhuriyet'le yaralanmak, her türlü iktidarın dışında ve yeri geldiğinde karşısında olan, sınır çarpışmaları yapan sivil şiirin kaçınılmaz sonucu. "Zaten üzerimizden çocukluğumuzdan bu yana iktidar, okullar, aileler, anne baba, hükümetler... geçiyor, geçti. Yani düşüncenin üzerinden elbet tanklar geçmiş, geçecektir." (SD, s. 9) diyen bir şairin Cumhuriyet'le yaralanması doğal.

Ece Ayhan'ın Türk şiirine yönelik eleştirilerinden en önemlisi, Türk şairlerinin genelde hep iktidarların dümen suyunda gitmeleri, iktidarla çatışmaktan kaçınmaları. Bu düşüncesini; "Bizde iktidara, devlete bulaşmaz Türk şairleri. Korkudan. Belediyecidir onlar." (SD, s. 64) tümcesiyle belirtiyor. Oysa ona göre, yasaları ihlâl etme ve cezalandırılma pahasına, bir şair, gerçekleri dile getirmekten çekinmemeli. Çünkü bu, sivil şiirin vazgeçilmez koşulu olan 'sivil itaatsizlik'in gereğidir. Ancak Ayhan, Türk şiirinde genel anlamda sivil itaatsizlik bilincinin bulunmadığı kanısında. Bu savını, çeşitli şairlerin adını anarak ifade ediyor. Nitekim Ece Ayhan'ın Cumhuriyet'le yaralanmadığını, iktidarla, devletle ve hükûmerie iç içe bulunduğunu düşündüğü şairler var. İlginçtir, Nâzım Hikmet bunlardan biri. Ayhan, onun temelde Cumhuriyet'le hiçbir sorunu olmadığını, yaralanmadığını ileri sürüyor:
"Nazım Hikmet şiirinin, bilinenlere ve tekrar edilen görüşlere karşın, gerçekte sepet gibi gevşek örülmüş bir Cumhuriyet'le temelde-, herhangi bir sorunu olmamıştır' (ŞBAÇ, s. 55-56); "Nâzım 'cumhuriyetle yaralanmış' değildir, iyi şairdi." (AD, s. 47); "Ayrıca-, cumhuriyetle dipte hiçbir sorunu da olmamıştır. Oysa Şu ya da bu biçimde kimi şairler, cumhuriyetle yaralanmışlardır. (...) Nâzım Hikmet'in zaman zaman hapislerde yatışı, Kemalistler arası bir iktidar kavgasıdır sonuçta. Programlar kapışıyordu." (AD, s. 57)
Yahya Kemal, Fazıl Hüsnü Dağlarca ve Attilâ ilhan, bu bağlamda Ece Ayhan'ın devlede, iktidarla iç içe gördüğü, kimi kez devlet şairi, iktidar şairi, yarı-askerî şair, hükümet şairi diye nitelediği şairler (ŞBAÇ, s. 38, 51, 134; AD, s. 21, 55, 57-58); hatta yine devlede zaman zaman iç içe geçtiğini düşündüğü için Âşık Veysel'e de "halk değil de halkevi şairi"(ŞBAÇ, s. 52) demekten geri durmuyor. Oysa Ece Ayhan'a göre ikinci Yeni'nin iktidarla, devletle hiçbir zaman işi, ilişiği olmamıştır. Buna kanıt olarak da örneğin, bu şairlerin hamaset şiirleri yazmamasını gösteriyor ve savını; "Sözgelimi bir Marş Kralı bir Kurtuluş Savaşı şiirleri antolojisi düzenlemeye kalksa, kalkışsa, (Pazar Postası) 'l 95 6'dan bu yana 30 şu kadar yıllık bir zaman dilimini kapsayan ikinci Yeni Akımı (yani Sivil Şiir) orada kesinlikle yer almayacaktır!" (ŞBAÇ, s. 105); "Alın bir Atatürk Şiirleri Antolojisi'ni, ikinci Yeni'yi bulamazsınız. Marjinaller hamasetle asla igilenmezler." (SD, s. 79) vb. tümcelerinde dile getiriyor.


Başta da belirttim, böyle bir şiir hareketi, kaçınılmaz olarak iktidarla çatışır. Dışlarma veya görmezden gelme, bu durumlarda iktidarın izlediği yöntemlerden biri. Ayhan'a göre, İkinci Yeni bu bağlamda devletle iç içe olan eleştirmen ecurie'si tarafından dışlanmış ve kabul edilmek istenmemiştir. Örneğin bir yazısında, eleştirmenlerin ikinci Yeni'ye karşı ilgisizliğini şöyle ifade ediyor: "Önce şu: Öteden beri nedenini merak etmişimdir. Bin yıldır temel niteliği örgütlenmiş sorumsuzluk olan bizim Türkiye'de ya da bu 'aşiret topluluğu'nda yazın tarihçileri, eleştirmenler (...) nedense 1956-1959' yılları arasında Pazar Postası'nda geçen tartışmalara ve özellikle de Cumhuriyet şiir tarihinde oluşan (...) şiirlerin ve ileri sürülen görüşlerin sergisine bakmazlar. (...) Ve belirli bir matematik; Gerçeklikten de, tarih'ten de üstün tutulacaktır. Anlayacağınız ikinci Yeni akımına (Sivil Şiir) karşı olan yazın tarihçilerinin, eleştirmenlerin tıknazlıklarının, işi Alice Harikalar Ülkesi'ndeki kedi gibi saptırmalarının sonu yoktur." (ŞBAÇ, s. 19)
Dahası Ayhan, çeşitli eleştirmenlerin ve edebiyat tarihçilerinin, İkinci Yeni'yi, sadece görmezden gelmekle kalmadıklarını, kaşıdı olarak karşı çıktıklarım, yanlı davrandıklar mı, sivil şiiri halka ve okurlara 'çapraşık, esrarengiz ve tehlikeli' göstermeye çalıştıklarını ileri, sürüyor.
ŞBAÇ, s. 41). "... her ne olursa olsun, dokunulmadan olduğu gibi kalmasını istedikleri şiir imgesinin, şiirini adına bile kurcalanmasını, deşilmesini ve irdelenmesini istemeyen" (ŞBAÇ, s. 55) bu eleştirmenler kimler? Ayhan çok genel anlamda onları; ... her gerçekliği ters yüz edip hemeninden v e kolaylıkla kendilerine sosyal demokrat kokanını ya da rozetini takabilenler, İstanbul'un ünlü ve büyük aileleri; saray artıkları, Ramazan aylarında kantolarla oyalanan geniş mezhepli zadeler; sahtekârlarla içli dışlı olan ve konaklarda, yalılarda oturan mal mülk sahibi uzak akrabaları..." (ŞBAÇ, s. 55) diye betiraliyor. Kimi kez Memet Fuat, Attilâ îlhan, Asım Bezirci, Halim Yağcıoğlu, Suut Kemal Yetkin, Alamet Kabaklı, Sabahattin Eyuboglu, Rauf Muduay, Vedat Günyol, Adnan Benk gibi adları vermekten sakınmıyor ŞBAÇ, s. 23; 133, 134). Bir başka yazısında Baylancı Statükocular olarak nitelediği NAavi grubunu da İkinci Yeni'yi yadırgadıkları için suçluyor (SD, s. 20). Ayhan'a göre bu tavır, işle^ülen yürürlük gereği, iktidarla ilişkisi olan edebiyat eleştirmenlerince toptan İkinci Yeni'ye ve tek tek de çeşidi şairlere kasıtlı olarak uygulanmıştır. Şair, başta kendisinin böyle bir dışlama ile'; karşılaştığını söylüyor. Bu eleştirmen 'ecurie'sinin kendisini İkinci Yeni içinde küçük ve önemsiz boyudarda gördüklerini, antolojilere küçültülmüş olarak aldıklarını, kerhen sevdiklerini, İkinci Yeni'nin parasız yatılılar'ca başlatılmasından rahatsız olduklarını söylüyor, örneğin bir yakısında Memet Fuat için; "Memet Fuat 'Kimmiş bu parasız yatılılar' diye kerhen sevdi bizi. Çünkü biz istanbullu büyük aileden gelmedik. Hatta onlara karşıydık." (AD, s. 39) diyor. Şu saürlar, bir poetik iktidarca kendisinin dışlandığı çok iyi özetlemekte: "Bugün 62 yaşındayım hiçbir zaman güzel karşılanmadım ben ve başlangıçtan beri bu böyle oldu. Hiç ödül falan da almadım. Tam bir dışlanma. Kötü ve başarısız dediler." (AD, s. 40)
Ayhan'a göre, Cumhuriyet döneminin iki önemli sivil şairi olan Cemal 'Süreya ve Sezai Karakoç da benzer biçimde poetik iktidarlar ya da siyasal iktidarlar tarafında n dışlanmışlardır. Örneğin Cemal Süreya'nm dışlanmasını; "Sözgelimi Attilâ ilhan (Halk Partisi ödülüyle lekeli olduğu hâlde), Asım Bezirci, gazeteci Hasan Pulur, Ömer Faruk Toprak v.s. Cemal Süreya hep parasız yatılı okuduğu ve anne baba dahil hiç kimsesi, bir kiralık evi bile olmadığı için olsa gerek'; onu faşist olmakla, Franco'cu, Mussolini'ci ve Hitler'ci olmakla sulayabilmişlerdir." (ŞBAÇ, s. 42) sözleriyle açıklıyor. Sezai Karakoç; Cahit Zarifoğlu ve İsmet Özel gibi şairlerin gündeme gelmemesi ise, sivil şairlere uygulanan dışlamanın bir başka örneği. Ayhan, bu şairlerin gündeme bir türlü getirilmemesini; "Sezai Karakoç da, Cahit Zarifoğlu da, İsmet Özel de... sıkı şair olabilirler. (...) dikkatli olarak bakılmamasının kabahatinin yarısı kimsede değil; yazın dünyasında lâikler egemendir çünkü. O yüzden gündeme gelemezler, gelemiyorlar." (DY, si 15) sözleriyle, edebiyat dünyasına 'lâiklerin' egemen olmasına bağlamakta. Kimi yazı, söyleşi ve şiirlerinde, Türk tarihinin sarışın (iktidar yanlısı) tari'ıçilerce, değiştirilerek, kimi olay ve kişilerin örtbas edilerek ya da kimi kişilerin yüceltilerek yazıldığını ileri süren; iktidarı bu bakımdan sorgulayan Ayhan, benzer eleştirilerini Türk edebiyatı için de sürdürüyor. İktidar yanlısı, aristokrat, merkezde kümelenmiş eleştirmen ve edebiyat tarihçilerini, gerçekleri görmezden gelmek veya çarpıtmakla suçluyor; o nedenle, şiir, resim; daha doğrusu tüm sanat tarihimizin yeniden yazılmasını savunuyor. Bu konuya ilişkin düşüncelerini ise, şu tümceler özetlemekte: "Şiir tarik' gibi, resim tarihimiz de tersinden dahi olsa yeniden yazılmalıdır." (SD, s. 48)
Son olarak, Ece Ayhan'ın şiir diline ilişkin görüş ve uygulamalarının da, sivil şiir poetikası dairesinde ve iktidara karşı çıkma bağlamında değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Çünkü o, dili de." iktidarın en etkili araçlarından biri olarak görmüş ve bu konuda Roland Barthes'nin Fransız ş airler için söylediği; Tuhaf hem bu iktidara karşılar, hem de onun dilini kullanıyorlar.' tümcesini kendisirie ilke edinmiştir. Bu nedenle, verili, alışılmış ve egemen dile saldırmış; onu parçalamış, kırmış v'e farklı bir üslûp yaratarak, Türk şiirindeki alışılmış algılama biçimini, poetik mantığı sarsmak istemiştir. Hatta egemen dili bozmada ve yeni bir şiir dili yaratmada ikinci Yeni'nin en uçtaki şaijridir. Kullandığı, kendi deyişiyle 'ters bir Türkçedir. Çünkü iktidarın çarpıttığı gerçeklere; ancak terkten giderek, tersten bakarak ve ters bir dille ulaşılabileceğini savunur.

Ne düşüncesinin, ne de şiirinin iktidara gelmesini isteyen (AD, s.20) Ayhan, şair olarak baştan ber'i her türlü iktidara karşı çıkmıştır. O nedenle şiirlerinin çoğunda, tarih yoluyla hem Osmanlı'yla hem de onun devamı olarak gördüğü Cumhuriyetle hesaplaşır. Özellikle Çok Eski Adıyladır'dsM şiirler, Ayhan'ın tarih aracılığıyla iktidarı ve devleti sorgulayan sivil şiirlerinin başlıcalarıdı'r. Devlet ve Tabiat ya da Orta İkiden Ayrılan Çocuklar İçin Şiirler adlı yapıtında ise, çeşidi ideolojik bai?kı aygıtlarıyla, özellikle eğitim kurumlarıyla çocukları ezen, tarihe müdahale eden devlete karşı .'karaşın çocuklar'm isyanını dile getirir. Onun şiirleri bu nedenle, devlet tarafından ezilmiş, dışta. bırakılmış, görmezden gelinmiş, uçta ve kara bir coğrafyada yaşayan sivil toplumun, âdeta iktidara, karşı isyanı ve çığlığıdır. Bu çığlık ve isyanı, herhalde en çarpıcı biçimde şu dizeler özetlemektedir:

''Biz tüzüklerle çarpışarak büyüdük kardeşim
Velhasıl onlar vurdu biz büyüdük kardeşim" ("Yalınayak Şiirdir", BYS, s. 131)

Bütünü tunlar, bize şunu gösteriyor: Ece Ayhan, Türk edebiyannda sivilliği ilk kez poetikanın ana sorunu yapmış ve Türk şiirini bu açıdan değerlendirmiş bir şair. Sivil şiir de, ilk kez onunla beraber edebiyatımızda kullanılmış bir terim. Bu bağlamda şairlerin iktidar ve devlet karşısındaki durumunu enine boyuna ilk irdeleyen de o. Herhalde Türk edebiyatındaki en önde gelen sivil itaatsiz ve muhalif şairlerden biri de odur. Zaten kendisi de; "Şiirin, hele bu şiirin her zaman ve her anlamda 'muhakefette' olduğu unutulmamalıdır." (YK. s. 108) dememiş miydik.
Kaynaklar

Ece Ayhan
AD: Aynalı Denemeler, YKY, İstanbul, 2001.
BYS: Bütün Yort Sıvul'lar!, YKY, istanbul, 2004.
DY: Dipyazılar, YKY, İstanbul, 1996.
SD: Sivil Deneme/er Kara, YKY, istanbul, 2001.
ŞBAÇ: Şiirin bir Mm. Çağı, YKY, İstanbul, 1993.
YK: Yalnız Kardeşçe, Evrim-Sanat Yay., İstanbul, 1984.



Yasak Meyve
Sayı: 32

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !